Hak Şerleri Hayr Eyler

elif bayraktar 02

Teslim olmanın bir diğer adıdır, tevekkül etmek. Allah’a güvenip, olan hayrı da şerri de Allah’ tan bilip, sabır gösterebilmek ve şükredebilmektir. Olayların arkasındaki sır perdelerini bilemediğimiz için bazen çok çabuk pes edip, ümitsizliğe düşebiliyoruz. İşte tam böyle hayaller kurmuşken, dualar etmişken işler istediğim gibi gitmediği anlarda, hemen aklıma Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın en sevdiğim şiirlerinden biri gelir ; ‘Hak şerleri hayr eyler / Zan etme ki ğayr eyler / Ârif ânı seyr eyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler….’ Kafamdaki tüm sorulara cevap, ve gönlümdeki kırıklıklara merhemdir  bu söz.

Rabbimiz yüce  kitabında buyuruyor ya; “Siz bilemezsiniz Rabbiniz bilir.” diye. Öyleyse her işimizde elimizden geleni yapıp gerisini Allah’ a teslim etmek bizim için daha hayırlı olacaktır. Hırslar, ihtiraslar ve dünya zevkleri bazen bizi tevekkülden uzaklaştırıyor. Makam elde etmek, daha çok mal sahibi olabilmek adına göstermiş olduğumuz hırsı Allah’a teslim olma noktasında gösteremiyoruz ne yazık ki!

Tevekkül etmek kadere teslim olmayı gerektirir. “Kadere iman” diyoruz ya, imanın şartlarını sayarken. “İman ettik” diyoruz ya; peki kaçımız, başımıza kötü bir olay geldiğinde, “bu Allah’tandır, O’ndan gelen her şey hoştur” diyebiliyoruz Bununla ilgili Hz. Mevlânâ ve oğlu arasında geçen diyalog çok anlamlıdır…

Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir ve oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar.

Oğlu; ‘hiç’ der.

Hz. Mevlânâ dışarı çıkar. Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer. Sonra ellerini havaya açıp ulumaya başlar. Oğlu babasına bakıp bu hâline güler.

Hz. Mevlânâ;

-Gördün mü evlâdım, der.

“Dünya dertleri de işte böyledir. Kurt aslında korkutucu bir hayvandır. Ama sen o postun arkasında baban olduğu için korkmadın, güldün. İşte bütün dertlerin arkasında da Rabbin’in olduğunu bil ve ona güven”.

Bediiüzzaman’ın da bu konuda güzel bir benzetmesi vardır. Sırtındaki yükle gemiye binen iki kişiyi örnek verir. Biri sırtındaki çantasını çıkarır ve gemiye koyup yolculuğa o şekilde devam eder. Diğeri ise uzun yolculuk boyu, ahmaklık yapıp yükü sırtında taşımaya devam eder. Yani dünya sıkıntılarını dertlenip içimizde taşımamız da bu ahmak kişinin yaptığı işin aynısı gibidir. Bize sıkıntıyı da veren geminin sahibi ise tüm yüklerimizi neden O’na teslim etmiyoruz ki? Bizi bizden daha iyi bilen başka kim olabilir!

Evimizin geçim derdi, çocuklarımızın geleceği, aile problemleri, imtihanlar… Tüm olumsuzluklar beni buldu derken; yine Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya kulağım ilişir; ‘Deme şu niçin şöyle, Yerincedir o öyle, Bak sonuna seyreyle, Mevla’m görelim neyler, Neylerse güzel eyler.’ Biz sadece şu ana odaklanıp, dar bir pencereden bakıyoruz adeta. Oysa gelecek zamanda bizim için şu an şer gibi görünenin hayr olabileceğini nerden bilebiliriz ki?

İşte bu hislerle bugün Kudüs’ ün başına ve Müslüman âleminin başına gelenlerin de bir gün hayra dönüşeceğini ümit ediyorum. “Tevekkül etmek demek” tabi ki oturduğun yerden, ellerin boş vaziyette durmak demek değildir. Bize düşen de Kudüs’le ilgili yapmamız gerekenleri yapıp, gerekli mücadeleyi verip sonra takdiri Allahtan beklemektir. Garip bir diyar olan Kudüs’ümüz için siyası anlamda devletler boyutunda yapılacaklara belki gücümüz yetmeyebilir, fakat İsrail’i protesto etme anlamında gerekli gayreti gösterebiliriz. Hz. İbrahim’in ateşini söndürmek için su götüren karınca misali safımızı belli etmeliyiz. Yıllardır zulme maruz kalan kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bugün gösteremezsek ne zaman yapacağız?

Dünya böyle kargaşa altında devletler birbirleriyle güç gösterisi yaparken, biz insanlar kendi iç dünyamızda teslimiyeti bulup Allah’a dayanmaktan aciz kalıyoruz. Oysa her şeye gücü yeten Allah, Bedir’deki gibi melekleri ile yardım edecektir. Keşke gerçekten teslim olabilsek…

About Dogus