Bekâ Sorunu Olmayan, Gerçek Hayat Ahirettir

Murat-Altun-02

Vaktinde hükümdarın biri, dillere destan muhteşem bir saray yaptırmıştı. Öyle ki, sarayın her odası ayrı bir güzellik sergisi, her köşesi ince tezyinatla işlenmiş ayrı bir sanat eseri gibiydi.

Hükümdar veliyullahtan bir zatı, saraya davet etti ve sordu:

“Efendim! Sarayı nasıl buldunuz? Bu hususta görüşlerinizi almak isteriz”

Hükümdarın bu sualine karşılık o Hak dostu: “Sultanım! Sarayın dünyevî ihtişamı gerçekten de göz kamaştırıyor. Sadece bir eksiği var!” demiş.

Bu cevabı hiç beklemeyen hükümdar ise birden şaşırdı ve sonra hayretle: “Allah Allah! Efendim, bu sarayın eksiği nedir?” diye sorunca,

Hak dostu, hikmetli sözü söyleyivermiş: “Bekâsı yok bekâsı!..”

Değerli dostlar, bu yazımızda, bu mübarek ayın rahmetinden istifade ederek, Allah’ın bir lütfu, mutluluk ve ebediyet yurdu (bâki olan) cenneti anlamak/anlatmak istedik.

Ancak, bizim cennet hakkında anlatacağımız sadece, bir kesit ve dünya nimetleriyle kıyaslayarak lafzın, tasavvurun dar kalıpları içinde meseleyi anlatma gayreti olacaktır. Çünkü Efendimiz (sav.) cennetteki sürprizlerden bahsederken: “Allah’ın salih kulları için ahirette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen bir takım nimetler vardır.” buyurmuş.(Ölüm-Kıyamet- 306/497)

 

İşte bu güzelliğe erişmek için; hayatımızı, her türlü harama karşı imsak/oruç gibi tutarsak, vefatımız iftar/bayram, yâni cennet olur. Fakat, insanın ruhunu tatmin edecek en mühim şey, emniyet ve huzur hissine sahip olmasıdır. Zaten şeytan da bu gerekçeyle kandırıp, Adem babamızla, Havva annemizi cennetten çıkarmadı mı? “Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.” (Araf 20)

Adem babamız, henüz imtihanını vermediği için, tek bir ağaçta olsa yasa(k) konmuştu. Ama dünyada kulluğunu hakkıyla ifa edenlere orada hiç bir yasak olmayacak.

Ve daha önemli olan: “Onlara korku ve hüzün yoktur.” ayetidir.

(1) Havf/korku: Gelecekte başa gelecek herhangi bir sıkıntı, hastalık, bela ve ölüm duygusu.

Bugün yapılan araştırmalar da, zengin ve ünlüler dâhil, mevcut hâli iyi ve güvende olsa da, gelecek korkusu/endişesi yüzünden yaşadıkları ânın lezzetini alamıyorlar.

 

(2) Hüzün: Geçmişle ilgili pişmanlık, acı, hasret, keşkeler vs… Düşünebiliyor musunuz; cennete girmişiz mekân/manzara güzel, yeme-içme, şehvetle zevkin

zirvesindesiniz fakat, birini kıskanıyor, sevmediğiniz birisiyle karşılaşıyor veya en sevdiğiniz insanları cennette göremiyorsunuz. Bu cennet cennet olur mu?.. Olmaz!.. Onun için, cennetin fizikî güzelliğinden daha çok bizim gönlümüz cennet kıvamında, emniyet ve neşe içinde sevdiklerimizle beraber olacaktır: “Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri/kıskançlığı çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.” (Hicr 47)

Orası müminler için, kral/kraliçe hayatından daha muazzam, göz kamaştırıcı bir saltanatın diyarı: Tahtlar üzerine kurulmuş, altlarında su, süt, şarap ve bal ırmakları akan yüksek cennet sarayların da…Bugün dünyada, mesela İstanbul Boğazı’nda veya İzmir, Antalya gibi deniz kentlerinde kıyıdan bir saray almaya kimin gücü yeter. Hâlbuki fâni ve cennetin yanın da çöplük bile olamaz. Onun için Kur’an’ın onlarca ayeti: “ahiretin daha hayırlı/kaliteli ve bekâ sorunu olmayan ebedi bir âlem.” olduğunu haber veriyor. Yine burada bir elmas milyonlarca euro tutarken cennet saraylarının yapısı hakkında efendimiz (sav.): “Bir kerpici(tuğlası) altından, bir kerpici gümüştendir. Duvarların sıvası misktir. Çakıl taşları inci ve yakuttur. Oraya giren ebedileşir, hiç yaşlanmaz (gençlik ve güzelliği sürekli artarak devam eder.)” derken, oranın dünya ile farkını şu hadisle ortaya koymuş: “Cennette, yay kadar bir yer, Güneş’in üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır.” (Kütüb-i Sitte-14, s. 429/2)

Orada tekrar ibadet, emir ve yasaklar olmayacak. İş-güç kaygısı olmadığı için pazartesi sendromu da olmayacak. Hastalık, ölüm, ayrılık vs… ne ki negatif/olumsuzsa cennette olmayacak. Sürekli zevk ve eğlence içinde yorulmadan ve dolayısıyla uyumadan ebedi (ölüp yok olmadan) yaşayacağız. Tabii ki monotonluk, usanma da olmayacak, aşkların ve zevklerin doruğunda mutluluğu kaygısız ve kesintisiz yaşayacağız. Yaz sıcağı gibi bir sıcak ama yayılmış gölgeler altında  (Yasin 56.Vakıa 30) dolayısıyla yakıcı bir güneş ve soğukta/zemheride olmayacak. (İnsan 13)

Üzerinde  yetmiş kat ipekten elbise ve her an yedi yüz renge dönen güzelliği ile bir de Allah’ın cemalini seyredince insan mest olacak. Ve cennet bile bu “güzelliğin” karşısında unutulacak.

Dalbastı dikensiz kirazlar ve muz ağaçları (Vakia 28-29.) gibi bin bir çeşit meyveler oturduğumuz yerde bize doğru salkıp, zahmet çekmeden alacağız.

Sonra, canının istediği iştah verici kuş etleri…(56/27)

İstediğinde koşarak gelen ve bir tarafı haşlama, bir tarafı da mangal olan geyik etleri. Özel tepsi ve kadehlerde sunulmuş beyaz şaraplar… Dünyada en çok sevdiğiniz yemek ve içecekte olsa, bol yiyip içtiğinizde lezzet kaybı ve karın ağrısına dönüşür.

Ama cennette yedikçe-içtikçe iştah kapanmadığı gibi daha da açılacak ve “hitamuhû misk.” Sonu da en güzel misk kokusuyla tekrar bir rahatlamaya dönecektir.

Orada pis koku gibi insandan çıkan kötü şeyler olmadığı için, tuvalet ihtiyacı da olmayacak. Yiyip-içtiklerimiz vücudumuzdan parfüm kokusu şeklinde ter olarak çıkacaktır.

Meyve ve yemekle sıralanan lezzetlerin ardından, şahin gözlü huriler ki saklı inciler gibi (Vakıa 22-23) daha önce ne insan eli ne de cin dokunmuş, hem çekici hem güzel ve hem de bütün varlığını eşine adayan, onun mutluluğunu vazife edinmiş hurilerin güzelliğini ayetler ve hadislerde teferruatıyla görebiliriz.

 

Tabii burada  kadınlardan; “erkeklere hûri var da bize niye yok?” diye soranlarda çıkabiliyor. Şunu çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz: Hiç bir kadına sevmediği bir kişiyle zevce olma mecburiyeti olmayacağı gibi, zevcesi olacak erkekte, onun gönlüne/zevkine en uygun ideal kişi olacaktır. Bu dünyadaki kocası olur veya başka falanca âşık olduğu kişi olur fark etmez. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyurmuş efendimiz (sav.) Orada ki genişlik ve rahatlık dünyadaki anlayış ve âdetlerin çok üstündedir. Tıpkı: “Orada deve, at olacak mı?” gibi  sorularına Efendimizin (sav.): “Evet orada istersen deve de olacak ve kanatlı uçan atlar da olacak.” dediği gibi. İşte bu dünya da sabredip, Allah’ın rızasını arayanlara burada eksik, yasak/ haram ne varsa, hepsi mükafat, ikram ve hediye olarak orada verilecektir.

 

“Gerçek şu ki, ebrar olanlar (iyiler, doğru olanlar), elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinden tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu hâlde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.” (Mutaffifin Suresi, 2)

İşte Hz. Muhammed (sav.)!.. ahireti/cenneti çok iyi bildiği için dünyaya zerre kadar meyletmedi. Mekke fethedilirken dahi, tevazu ve haşyetinden mübarek alnı devesinin boynuna değecek kadar eğilmiş ve ağzından şu hikmetli yüce söz çıkıyordu: “Allah’ım gerçek hayat(dünya saltanatı değil) Ahiret hayatıdır.”

About Dogus