Adil Olmak…

Ibrahim-Turgut02

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Suresi:90 )

 

Her zaman ”adil” davranmaktan söz ederiz, ancak adil davranmayı unuturuz. Bir türlü hayata geçiremediğimiz “adalet” kavramını, arzu ettiğimiz her an, kullanmaktan çekinmeyiz.

 

Adalet, eşit davranmak demektir. Adalet, olaylar karşısında, gerek münferit ve gerek toplum ve devlet hayatında kendinden ödün verilmeyecek kadar önemli, toplumsal hayatın sigortası demektir…

 

İşte orta yol budur…

Adaletten vazgeçildiği zaman, yapılacak hizmetlerin bereketi ve insafı kalmayacaktır. Sistem bozulacak ve sadece kendi “egolarımızı” tatmine yönelik günü kurtarma peşinde hayatımızı idama etmeye çalışacak, kendilerinden sorumlu olduğumuz insanların hakkını istismar etmiş olacağız.

 

Nisa suresi: 58’de: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” buyurmaktadır.

Bu ilahî fermanı unutan etkin ve yetkin kişiler, Allah katındaki sorumluluklarını bir kenara bırakırlarsa, kendi davalarına ihanet etmiş olurlar. Zira onlara bu görevi tevdi edenler, onların “adil” davranacaklarına inanarak bu yetkiyi onlara vermişlerdir.

 

Peygamberimiz (s.a) buyuruyor. Abdullah b. Amr b. Âs’tan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar, Allah katında, Rahmân’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklar.”

(Nesâî, Âdâbü’l-kudât)

 

Dünyada “Adil” davrananlar, ahiret hayatında mükafatlarını böyle alacaklardır. Hadiste yöneticilere vurgu yapılmış olması, ayrıca mevzunun önemini nazara vermesi, bir sistemi idare edenlerin sorumluluk düzeyinin büyük olduğunu göstermektedir. Onların, yanlış yapma lüksü yoktur.

“Ben unuttum, ben yanıldım, bir daha yapmam” deme hakkı yoktur.

“Adalet” sadece devlet yönetimiyle ilgili bir kavram olarak alınmamalıdır. Bir Cemiyetin veya Teşkilatın  idarecileri de, aynı sorumluluğu taşıdıklarını unutmamak gerekir. Yaptıkları her iyi veya kötü icraat, kendilerini o makama çıkaranlara yansıyacaktır.

 

Evet…

Adaleti yerine getirme, başta devlet Ricali (Adamları) ve aşağıya indikçe kişiler, Kurumlar, Sivil Toplum Kuruluşları vs. bütün bir toplumu, temsil yetkisine sahip her oluş sahipleri mesuliyetlerinin gereğini yerine getirme bilinciyle hareket etmek mecburiyeti vardır.

 

Örnek verecek olursak, devleti bir aygıta benzetebiliriz. Onu idare edenler, bütün sorumluluğu yüklenirler. Hukukun gereği ne ise adaletle yerine getirmeyi, siyasi, Ekonomi ve haksızlıklarla mücadeleyi etkin bir şekilde yerine getirmekle mükelleftir.

 

Devlet yönetimiyle ilgili Hadisi Şerif-in dikkat çektiği hakikat, bu günün insanlarının en çok muhtaç oldukları ve aradıkları “adaletle idare”ye nasıl parmak bastığını ve müminleri nasıl uyardığını görelim:

Ebû Hureyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar). Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).” (Müslim, İmâre, 43)

 

Toplumun refahı, idarecilerin doğru uygulamalarıyla orantılıdır. Tarih sayfaları, bütün bu gerçeklerle doludur. Onlar, keyfi değil, sorumluluklarını idareye yansıtırlarsa , “adalet” kendiliğinde tecelli edecektir.

 

Biz İslam ümmeti olarak her daim Hulefa-i Raşidini kendimize model alır ve Hz. Ömer’in (r.a) uygulamalarını misal vererek, muhataplarımıza “adaleti” hatırlatırız.

Bunu yaparken kendimizi unutursak, söylediklerimiz havada kalır, inandırıcı olmaktan öte, “kendi koltuğumuzu güvene alıyoruz” yanılgısına düşeriz ki, buna halk dilinde “günü kurtarma” denilir ki, hem kendimize ve hem de toplumun beklentilerine gölge düşürmüş oluruz!

Ümmete ve insanlığa hizmeti esas alan ve kendilerinden ziyade toplumu düşünenler, hem Allah katında ve hem insanlar indinde şerefli mevkilerinin adamları olarak anılacaklardır!..

About Dogus