24 Haziran Seçimleri Neler Düşündürüyor?

Ergun-Madak-02-300x75

Bu makaleyi okuduğunuzda 24 Haziran 2018 seçimlerine çok az bir süre kalmış olacak, eğer Allah bize ömür verirse tabii ki. Gerek büyüme rakamları, gerekse GSMH rakamları gösteriyor ki ekonomik olarak Türkiye’nin durumu her yıl daha da iyileşiyor ve inşallah daha da iyileşmeye devam eder. Bunun yanı sıra yurtdışında yaşayan Türkiyeliler olarak tecrübe ettiğimiz bazı sorunları da dile getirmemiz gerekiyor ki düzeltilebilsin, düzeltebilelim.

 

Bir önceki seçimlerden bu zamana kadar geçen sürede dikkatimi çeken bazı noktaları sizinle paylaşmak isterim. Dilerseniz, madde madde sıralayalım:

  • Başbakan Davutoğlu döneminde söz verilen, Türkiye’den emekli hakkını elde etmiş hak sahiplerinin yarı-zamanlı çalışma hakkının tanınması bir türlü yasa olarak çıkarılmadı.
  • Gümrük kapılarında yaz aylarında aşırı yoğunluğun olduğu günlerde lojistik hiç bir hizmetin verilmemesi: Yani ne WC, ne abdest ne de yiyecek içecek ihtiyaçları için Gümrük Bakanlığı tarafından bir hizmet maalesef yok. Manzara her sene yaşanıyor. Kilometrelerce perişan olan insanlar, hem gurbetçiler hem de o yolları sürekli aşındıran TIR şoförleri (20 Mayıs 2018, 30 km Kapıkule kuyruğunda mağdur olan TIR şoförleri haberi.)
  • Türkiye’ye Kapıkule giriş kapısı sürekli tek kapıya indirilirken, çıkarken sadece 2 kapıdan çıkış yapabiliyorsunuz. Hangi gerekçe olursa olsun, saatlerce sırada beklemek zorunda kalınıyor.
  • 29 Nisan 2017 tarihinde KHK ile yayınlanan, yurtdışı boşanma kararlarının Türkiye tarafından tanınması, hala Konsolosluk-Nüfus İşlemleri birimlerinde uygulanmaya başlanmadı. Nüfus Genel Müdürlüğü ancak 1 yıl sonra mevzuatı yayınlayabildi (Şubat 2018). Fakat hala pratikte bir uygulama yok.
  • THY’den alınan biletlerde indirim: Aslında biraz da popülistçe yapılmış bir vaat değil miydi? Dileyen nereden istiyorsa oradan biletini zaten alıyor. Böyle bir vaadin yapılmasının pratikte ve serbest piyasa ekonomisinde bir karşılık bulamayacağını kestirmek zor olmasa gerekirdi.
  • 3 milyonu aşkın Türkiyeliler dünyanın her yerinde ve farklı sektörlerde yaşıyor ve hemen hemen her sektörde çalışan ve güncel bilgilere sahip bir insan potansiyeline sahibiz (işçisinden en üst düzey yöneticisine kadar). Şu ana kadar bu potansiyel, katma bir değer haline getirilmedi.
  • Askerlik ücreti 1000 Euro’ya düşürüldü ama, en az 3 yıl, 1095 gün çalışma şartı getiriliyor. Bu işin istismarını önlemek için yapılmış bir önlem olduğunun farkındayım. Ama eğer doğma ya da büyüme çağını yurtdışında geçiren bir genç 20 yaşına gelince askerlik ücreti olan 1000 Euro’yu ödemek istediğinde, 1095 gün çalış gel, ondan sonra mı yatır diyecekler? Mevzuatı okudum ve açıkçası ben çıkamadım işin içinden. Demem o ki, örneğin en az 15 yaşından itibaren yurtdışında bulunan gençler askerlik çağı geldiğinde istenen miktarı yatırması neden yeterli olmasın?

 

Bu maddeleri çoğaltmak mümkün ve ifade edilen noktaların tek amacının, bağcıyı dövmek olmadığını söylemek gerek. Maksat sadece, hem yaşadığımız ülkelerde, hayatımızın biraz daha kolaylaşıp, bürokratik sıkıntılardan kurtulmak, hem de “kendi memleketimize daha nasıl faydalı olabiliriz” düşüncesinin önünü açmak. Çünkü tarih gösterdi ki, çatışmalar gelişmenin önünü tıkayan en önemli unsur. O yüzden yukarıda anlatmak istediğim, metodolojik olarak, problem çözümlerinin birinci basamağını, yani problemlerimizin neler olduğunu tesbit ile başlamak idi. Eğer problemlerimiz varsa ki var, izlenecek yol haritası da özetle şöyle olabilir; problemleri ifade etmek (uitspreken), üzerinde görüşmek (bespreken), antlaşmak (afspreken) ve denetlemek (aanspreken). Biz de yukarıda biraz ifade ettik ve bazı maddeler üzerinde de görüş beyan ettik.

 

Seçimlerden Sonra

Türkiye’deki sosyo-kültürel değişimi gerek basın ve gerekse Türkiye’ye gittiğim ziyaretlerimde gözlemleyerek, sorular sorarak anlamaya çalışıyorum. Gördüğüm o ki, sosyal medyanın getirdiği değişim sadece Türkiye’ye özgü bir değişim değil. Dünyanın bütün ülkelerinde gözlemleniyor. Türkiye için spesifik değişim, gelir seviyesinin yükselmesiyle doğru orantılı olan yaşam tarzının değişimi. Seçimlerden sonra sosyo-kültürel hatta ekonomik değişim sürecinin nasıl ilerleyeceğini ben de çok merak ediyorum. Fakat bir neşter atılması gerektiğini düşündüğüm bir kaç alan var:

 

  • Hangi sosyal, dini, mezhebi aidiyete sahip olursanız olun, ticari ilişkiler hep bir komisyon-avanta üzerine kurulu. Karşı taraf muhakkak bir beklenti içerisinde, siz de kendinizi bir anda zorunlu hissediyorsunuz. Halbuki, yurtdışında yaşayanlar olarak, en azından benim çevremde bu tür olaylarla karşılaşmıyoruz, duyduklarımızı ise ayıplıyoruz. Oysa Türkiye’de, aile içinde de olsa sistem hep ‘birbirini görme’ üzerine kurulu. Türkiye’ye yerleşen arkadaşlarla konuştuklarıma bu konuyu sorduğumda, onayladılar ve ‘oradaki ortamı, ilişkileri burada bulmak mümkün değil’ tesbitinde bulundular. Bu nasıl aşılabilir? Üniversitelerin Sosyal Bilimler ve Sosyoloji-Psikoloji hatta İlahiyat bölümleri araştırsın, derim.
  • Hemen bütün toplumlar heterojendir, yani zengin, orta hâlli ve fakir hemen her toplumda vardır ama belirginlik oranı toplumdan topluma göre değişiklik gösterebilir (oturdukları bölge, gelir düzeyi, bindikleri araçlar vs.) Türkiye gibi ülkelerde bu fark daha belirgin olmasına rağmen, bir de zenginliğin insanların gözlerine sokma gibi bir görgüsüz alışkanlık hemen her yerde göze çarpıyor. Her ne kadar inandığınız değerlerin tam zıddı olmasına rağmen ısrarla evlerini, arabalarını, giyim kuşamlarını gözünüze sokarlar. Bu da toplumsal olarak yeni bir algı oluşturularak, yavaş yavaş kınanması gereken bir kültürel dönüşüm temasıdır.
  • Belli mevki sahibi olan kişilerin, yine ısrarla konumlarının ağırlığını hissettirmeleri. Geçenlerde gittiğim bir kursta, kursu veren Hollandalı hoca, özellikle yabancıların idareci pozisyonuna geldiklerinde hiç de ‘normal’ davranmadıklarını ve bir anda ‘ne oldum’ delisi olduklarını söylediğinde hiç de şaşırmadım. Açıkçası Türkiye’de hala, personeliyle yemek yiyen idarecilere, tabldotu eline alıp yemekhanede sıraya giren müdürlere hayret ile birlikte takdirle bakılıyor (bir kaç ay önce Türkiye ziyaretimden anlatılan bir anekdot.)

Maddeleri çoğaltmak mümkün. Allah’tan dileğim; önümüzdeki dönemde, sosyo-kültürel değişimlerin de gündemde yerini alması ve yavaş yavaş fıtratına rücu eden bir toplum hâline en kısa zamanda dönmemiz.              ◄◄

About Dogus