Selefîst Zihniyet Mercek Altında

Adnan02

Değerli okurlarımız, yaklaşan ramazan ayının tüm insanlığa hayırlar getirmesin niyaz ediyorum.  Şöyle kısaca Hollanda gündemine bir göz atalım istiyorum… Son bir haftadır Hollanda medyasında bazı camilerle ilgili haberler veriliyor. Tartışmalar yapılıyor. Hollanda’da yıllardır devlet tarafında gizlenen camilerle alakalı bazı bilgiler geçtiğimiz günlerde ilk devlet televizyonu kanalının “Nieuwsuur” adlı haber programında kamuoyuna açıklandı. Ve sonra konu tüm medya tartışılır hâle geldi. Tartışmalar sürüyor. Konu neydi? Konu, Hollanda’da yapılan bazı camilere dışarıdan verilen maddî para desteği. Habere göre Suudi Arabistan, Kuveyt ve daha başka bazı körfez ülkeleri Hollanda’daki camilere yüklü paralar vererek camilerin yapılmasını sağlıyorlar. Ancak daha sonra cami yönetimini ve imamını ele geçirerek Hollanda’da Vehhabilik ve Selefîlik propagandaları yapıyorlar.

Selefîstler ne istiyorlar?

Yine habere göre Selefîler, demokrasiye inanmıyorlar. Onlar şeriat istiyorlar ve İslam’ı ilk geldiği yıllarda nasıl yaşanmışsa, “sade” olarak, öyle yaşamak istiyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere karşı oldukça tahammülsüzler. Yahudiler, Hristiyanlar ve hatta Müslümanlar, Şiiler dâhil. Haberde bunların Hollanda’da 30’a yakın cami ve buluşma merkezlerinin olduğu, 45 web sitelerinin ve 110 tane imamlarının olduğu belirtiliyor. Ve sayılarının da hızla artığına dikkat çekiliyor. Bilhassa Den Haag, As Soennah Camii, Dordrecht’te Al Fath Camii ve Geleen’de Markaz Al Houda Camii mercek altına alınarak oralara aktarılan paralar ve o camilerde Selefî imamlar tarafından verilen vaazlardan bölümlere yer verilmiş. Geleen’de Nieuwsuur’e konuşan yaşlı bir Faslı camilerinin nasıl el değiştirdiğini anlatıyor. Hiç ihtiyaçları olmadığı hâlde astronomik rakamlarla yeni bir cami yerinin alınmasını ve daha sonra hoca dâhil idarecilerin nasıl değiştirildiğini anlatıyor. İlginç şeyler söylüyor. En ilginç olanı ise, böyle yüksek meblağların nereden geldiğinden, parayı alan, müsaadeyi veren belediye başkanlarının haberlerinin olmayışı. Daha da çarpıcı olanı aynı hükûmetin bir bakanı bu konuda bir araştırma başlatıyor ancak diğer bir bakanı bunun önünü kesiyor. Vesaire…

Bilirsiniz “Parayı veren düdüğü çalar” diye bir Nasreddin Hoca tekerlememiz var bizim. Konuyla tam örtüşmüyor biliyorum ama yine de garip bir benzerlik var. Şimdi Hollandalı yetkililer benzer bir tekerleme kullanıyorlar. Şöyle diyorlar. “wie betaald die bepaald” yani parayı veren emri de verir diyorlar. Pek de haksız sayılmazlar.

Belediye başkanları sıkıştırılıyor bu tür akımlara karşı müsamahakâr olanlar kıskaca alınıyor. Sonu nereye varacak bilemiyoruz. Bu camiler kapatılır mı? Yoksa yöneticileri mi değiştirilir, bekleyip göreceğiz. Ancak bu gelişmeler bize Hollanda’nın artık, dinî konularda fazla müsamahakâr davranmayacağını göstermektedir. Yani artık herkes ne yapıp ettiğine, ne söylediğine dikkat edecek. Kimse elini kolunu sallayarak kafasına göre vaaz veremeyecek. Durum onu gösteriyor. Ya da bu konu bir süre böyle tartışılacak ve sonra her şey eskisi gibi devam edip gidecek. Bekleyip göreceğiz.  Dileğimiz sapla samanın karıştırılmamasıdır. Bizim camilerimizle alakalı da bir karalama kampanyasının yapılmamasıdır. Geçtiğimiz günlerde Veghel’de yepyeni, pırıl pırıl bir cami açılışı yapıldı. Kentin Belediye Başkanı da vardı. Rotterdam Başkonsolosumuz Sadin Ayyıldıdız şöyle bir cümle kurdu. “Bizim camilerimizden, terörist, arsız ve hırsız çıkmaz. Ahlâklı ve yasalara saygılı gençler yetişir. Dolayısıyla bizim camilerimiz Hollanda toplumuna büyük katkı sağlamaktadır.”

Bu da böyle biline…

Yazarlarımız neler yazmışlar?

Yine hepsi birbirinden güzel yazılar kaleme almışlar. Sağ olsunlar.

Mehmet Şükrü Oflaz “Anne Ben var Ölmek” başlığı altında yazmış; yüzünü elimizden kayıp giden neslimize çevirmiş. Biraz sitem, biraz ironi ile dile getirmiş durumu. Yozlaşan sosyal hayatımıza doğrultmuş kalemini.

Recep Soysal “Çağlar aşan Yunus Emre Olabilmek” diye başlamış yazısına ve dilinin döndüğünce derviş Yunus’u anlatmaya çalışmış.

Genç kalem Muhammed Akbaş “İslami Düşünce Tarihinin Yenilenme Dönemi” başlıklı yazısında, asırlar öncesinden seslenmiş okurlarına. 12. Asırdan 16. Asra uzanmış. Klasik dönemin felsefedeki zirve ismi İbn-i Sina’yı konuk etmiş köşesine. Eserlerinin etkilerine ve eserler hakkında hangi cenahtan kimlerin neler söylediğine kulak kabartmış.

Hüseyin Kerim Ece hocamız “Oruç’mu? Denemeye Değer” başlığı altında orucu birçok yönüyle ele almış. Özellikle de orucun manevî boyutunun altını çizmiş. Orucun en sevgiliye, yani yaratılanın yaratana sunduğu çok kıymetli bir hediye olduğuna dikkat çekmiş.

Reyhan Şeker Hanım, “Ana Dilim Kültürümdür” başlığı ile yetişen neslimizin dil sorununa eğilmiş. Bir cümle içinde iki dilin nasıl kullanıldığını birkaç çarpıcı örnekle anlatmış. Bir eğitimci olan Reyhan Hanım bu konuda bazı önerilerini sıralamış.

Murat Altun “Ruhum Sana âşık” diyerek başlamış yazısına ve peygamber sevgisini şiirlerin diliyle sunmuş okurlarımıza.

İbrahim Turgut Hoca “Feraset Müminin Sıfatıdır” başlıklı yazısında “Deizim” konusuna parmak basmış. Son yıllarda birçok gencin duçar olduğu bu çarpık inanışa dikkat çekmiş. Ve duruma sevk eden yolları deşifre etmiş.

Elif Bayraktar Hanım “İçimdeki Dünya” başlığıyla kaleme aldığı yazısında okurlarını iyiyi, güzeli, yaratanı ve yaratılanları düşünmeye davet ediyor. Kısa bir roman tadında yazılmış, düşünce kapılarını açan bir yazı.

Talha Yıldız, Osmanlının; üstü her daim örtülmeye çalışılan siyasal ve kültürel mirasının günümüz de ne anlama gelebileceğini mercek altına almaya çalışmış. Tarihle ilgilenenler için değerli tespitlerde bulunmuş.

About Dogus