“Ruhum sana âşık…Siyah gözlerin ey yâr…

Murat-Altun-02

“Ruhum sana âşık…

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim / Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.

Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ / Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.”

(Ali Ulvi Kurucu)

Değerli dostlar!.. Anlatmakla acze düşülen en zor şeylerden biri de, varlık ağacının çekirdeği ve meyvesi olan yüce peygamberimizi anlatabilmektir. O’nu (sav.)anlatmak, herhâlde yüce bir dağı, iğne ile eşeleyip açmak ne ise, küçücük bir bardakla okyanustan ne kadar su alınırsa ancak o kadar olacaktır.

Doğu’da Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin vd… Batı’da da Romeo ile Juliet gibi âşıkların sevdası halkın dillerine destan olmuş efsanelerdir. Bu elbette anlaşılacak bir durumdur. Çünkü ortada bir kadın ve bir de erkekten bahsediliyor. Fakat konu Rasulullah (sav.) olunca, O’na (sav.) sadece Yusuf (as.)’a âşık olan Züleyha gibi kadınlar âşık olmamış. Evvelki ümmetlerden hayran olanlar ve bugünkü ümmetinden de binlerce insan âşık olmuş. O’na âşık olmak imanımızın bir parçası olmuş. El-Vedûd olan Allah (cc), “Habibim” demiş ve O da )cc.) Hz. Muhammed (sav.)’i “sevgili” edinmiş.

Sahabe-i kiram Ona (sav.)hitap ederken: “Anam-babam sana feda olsun Yâ Rasulallah.” derlermiş. Bu da yetmez: “Kendi canından da çok sevmedikçe iman etmiş olamazsın ya Ömer.” buyurmuş. O hâlde anadan-babadan ve candan da çok sevmenin anlamı, abartmaksızın tek kelimeyle “aşk”tır… Ve bizim Efendimizle olan ilişkimizin boyutu, resmî anlamda sadece vahiy alanla-veren, saygı duyulan ve boyun eğilenin ötesinde ciddi manada duygusal, ileri derecede tutkulu ve gönülden bağlılıkla (buna aşk denir) bağlanmaktır: “Peygamber, müminlere kendi öz canlarından daha yakındır. Eşleri ise, onların analarıdır.” (Ahzab, 33/6) Hanımları anamız ise, Hz. Peygamberin bize karşı bir babadan daha fazla şefkatli-merhametli olduğu ve bir babadan çok daha fazla sorumluluk üstlendiği açıkça görülmektedir:

“Hiçbir mümin yoktur ki ben ona -dünya ve ahirette- insanların en yakını olmayayım.”

(Bu yakınlığın bir göstergesi de şudur ki:) “Hangi mümin bir mal bırakırsa, onun yakın akrabaları ona mirasçı olsunlar. Kim de borç veya çoluk çocuk bırakırsa bana gelsin; ben onun Mevlâ’sıyım/ yâr ve yardımcısıyım/çoluk-çocuğuna bakmak, borçlarını ödemek bana aittir.” (Buhari, nefakat 15)

İşte böyle…

O’nun (sav) bize olan sevgisi, şefkati, merhameti tutkunluğu, fanatizm derecesinde olduğu için seviyor ve daha şiddetli bir şekilde O’nun (sav.) tarafından seviliyoruz: “Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze (aşırı tutkuyla) çok düşkündür. Mü’minlere karşı cidden şefkatli (esirgeyici) ve merhametlidir.” (Tevbe 128)

“Daha tıfıl iken ümmetin diler, Nur kundak içinde yatar Muhammed…” (Fehmi)

Sevgili Efendimiz (sav.) nurlar içinde dünyaya gelivermiş. Arabların âdeti imiş, bebeğin üstünü çanak gibi bir şeyle kapatmışlar.(İbni Sa’d Tabakat.)

Şifa hatun diyor ki: “Çanağın kırık yerinden (Muhammed’e)baktım ki, güzel gözleri semaya doğru, dudakları da kıpırdıyordu. Dinledim ne diyor diye, ‘Ümmeti ümmeti’ diyordu.”

O (sav.) büyüdü yine,  “Ümmeti” dedi. Ve kıyamette başı yerde yine Allah’tan ümmetini dileyecek/Şefaat edecek inşallah.

Bize yıllardır Arab’ı kötülediler. Ve zenci/siyahî olarak tanıttılar. Bendeniz bu sebepten dolayı, cahiliye dönemimde Efendimizi (sav.) esmer bilirdim. Hoş… öyle de olsa sevmiştik ya. Fakat Onu tarif eden (Şemâili Şerif) de yüzünün/vücudunun bir kar gibi duru beyaz olduğunu, bu yüzden de boynunun hafif güneş gören yerlerinin gül rengine dönüştüğü anlatılınca, asıl kendimi siyahî buldum bu berraklığın karşısında…

“Ne uzun ne kısa kararında boy,

soyu İbrahim’den en asil bir soy

Saçları hoş siyah, dalgalı bir koy,

kemalini giydir beni benden soy,

âlemlere rahmet cemalini göster,

bu kul varlığından soyunmak ister.

Güneş pervanesi o güzel yüzün,

nûrundan ışığı vardır gündüzün,

Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün,

tecelli ediyor yüzünden özün,

Hasretim yanarım yüzünü göster,

kölen bu devletle avunmak ister.

Simsiyah gözlerin ahû misali….

(Hayrettin Karaman.)

Yunus Emreler gibi sufiler, Fuzulî gibi şairler… Bismarck, Goethe gibi büyük devlet adamı ve mütefekkirler… Müslim-gayrimüslim binlerce vicdan sahibi insanlar hep O’nu (sav.) övmüş, yüzlerce Siyer Kitapları O’nu anlatmış.

Elbette O’nu (sav.) Hristiyanların İsa (as.) uçurup-kaçırıp insan olmaktan çıkarttıkları gibi dengeyi kaybetmeyeceğiz. Ve O’nu, ferdi hayattan sosyal hayata kadar her yerde ve her şeyde örnek alacağız. Melekleştirip hayatın dışına da itmeyeceğiz. Çünkü O (sav.), insan olarak meleklerden de üstündür: “Vasfında sözün hülasasın al; İnsandı, fakat melekten efdal.”

Beşer olarak Onun farkını Eb’ül-Mevâhib (k.s.) şöyle anlatır: Bir mecliste dedim ki: “Muhammed beşerdir (insandır) ama, her insan gibi değildir. Taşlar arasında yakut ne ise (O’da) öyledir.”

 

Yine Mevlânâ (k.s.): “Gökler kadar geniş bir ağız isterim ki O, meleklerin bile kıskandıkları güzeli öveyim..” demiş.

Şimdilik biz de bir mola vermiş olalım böylece. Bu vesileyle bu dizeleri (şiir diyecek kadar iddialı bulmadığım için) Ona (sav.) Efendimize ithaf ediyorum…

“Siyah gözlerin ey yâr…

Bir mecnun misâli hayâlin, hicrânınla yandı gönlüm.

Ummân umman, mânâ mânâ rahmet dolu gözlerini,

bir mahşer gününe dek olsa da, sabreder, görmek için beklerim ey yâr.

Öyle garip, küskünüm ki dünyada;

yalnızım, sensiz bak ne hâlde perişânım ben.

Aradım hülyalara dalarak gözüm yollarda

Gün-akşam oldu dost! Seni bulamadım.

Yanarım…derdimi kimselere diyemedim yâr.

Biçâreyim tek tesellim sensin benim hikmet’i İlâhi,

Seni tanıyınca, sevince bildim hakkı adâleti,

Zamanla her şeye dayandım ben alıştım da..

Âh… bir tek Sensizliğe alışamadım yâr. Bir dağ olsa da emsalsiz yüce, çıkmak için bir kenar bulurum elbet,

Elimde rumûzun gonca güllerle; gelirim Sevgili..

Hasretle, haşyetle öper ellerini, severim, koklarım da incitmem yâr.

Derdimin dermânı SEN ey!..

Tanımakla mutluluk ne!.. Bahtiyarım!

Seni anlamak ve yaşamak ne Saadet! Varsa budur iftiharım.

Beni yakan kor ateş; “Allah’ım!.. Acizliğimi güçsüzlüğümü sana şikâyet ediyorum” dediğin böyle garip hallerin yâr.

Gözümün nûru!.. Meş’alemsin aydınlatan karanlıkta yolumu.

Bayramdır!.. hâlim hâline benzediği gün, gelir neşem sevincim,

Sen yetimdin bir zamanlar ben yetim,

Kerem et nolur aşkını yalnız Senden dilenirim.

Elem yecidke yetîmen fe evâ… Salli alâ Muhammedin ve alâ…

Ahlâkın!.. Derbederim, divâneyim, anlatamam kifâyetsiz sözlerim.

Bıçak gibi keser azap, ızdıraptır firkatin!..

Ne çare.. gayri Seni rüyalarda beklerim…

Yusuf’tan da güzel, bakarken sûretine vurulduğum

Derin mi derin!.. kaybolup deryasında boğulduğum

Hayat iksiri!.. canlanıp mânâsında dirildiğim.

Serin mi serin!.. Kar beyazında durulduğum… Sımsıcak!.. O rûhumda tüten; SİYAH GÖZLERİN’e beni de al, beni de götür, beni de, ey yâr…

About Dogus