Feraset, Müminin Sıfatıdır!..

Ibrahim-Turgut02

Ebû Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre Resûlullah (sav), “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” buyurdu ve ardından, “Elbette bunda feraset sahipleri için ibretler vardır.” (Hicr, 15/75) âyetini okudu.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 15; Taberânî)

 

Feraset, müminin sıfatı ve özelliğidir.

Feraset, düşünce, seziş, hızlı kavrayış ve sezgi anlamına gelen bir kavram.

Bu kavramın, daha ileri boyutta manalar içerdiğini biliyoruz.

Feraset, olayları tahlil ederken, birilerinin anlayışına göre değil, kendi kabiliyeti ve ilmi ile anlamak ve kavrayabilme becerisidir.

Müminlere, bazı gerçekleri manipüle ederek ve kendilerini dev aynasında görerek, onlara bazı saçmalıkları veya tuzakları yutturmaya kalkmayın, o konuşulanları Allah’ın onlara verdiği feraset nimetiyle anlar ve buna göre tepkilerini ortaya koyarlar.

Bugün baktığımızda bazı algı operasyonlarıyla insanların düşüncelerini değiştirmek basit hâle geldi. Bunun altında yatan gerçek, neyi gösteriyor?

Okumuyoruz…Okumuyoruz… Okumuyoruz!..

Kendini yetiştirmeyenlerin, her rüzgâra göre yön değiştirdiklerini ve her algıya açık olduklarını görüyoruz. Bağlı bulundukları mezhebin, meşrebin, tarikatın veya partilerin ortaya koydukları fikirleri, sorgulamadan peşinen kabul eder ve çelişkiyi kendi dünya anlayışının hikmeti olarak benimseyerek, ikinci ve üçüncü şahısların dünya olaylarını anlayamadıklarını iddia ederek, üstünlüğünü kanıtlamak ister.

 

Her söylenende bir “hikmet” aramanın bir ihtiyacı olduğunu kimse iddia edemez. Beyinlerimiz, kiraya verilecek kadar değersiz değildir. Bu hastalıktan kurtulmanın yolu, ilim öğrenmekten geçer.

Bu hastalıktan kurtulmanın ilacı, İslami ilimleri ve bunun yanında pozitivist anlayışı doğru okumak, algılamak ve öğrenmekle mümkündür.

 

Bütün “ilimlerin” yaratıcısı Allah olduğunun inancı, hayatımızın ruh köküne işlenmiş bir hakikat olarak tecelli etmesi, doğru yolda olduğumuzun nişanesi ve belgesi olacaktır.

 

Bunu yaparken de, hedef insanlığa hizmet olmalıdır.

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır. Bana fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır…” (Tirmizî, Deavât 128)

Medyada çıkan haberler doğru ise, burada bir çelişkiyi ifade etmemiz lazımdır.

Müslüman olmak veya olmamak, insana verilmiş iradeyle alakalıdır. Kişi dilerse iman eder veya etmez. Bu ona verilmiş “tercih” bağlamında bir haktır.

Tercihi ne ise ona göre tanımlanır!

İslam’a göre imanın şartları bellidir. Bu şartlara göre iman gerçekleşir.

Günümüzde bazı medyatik kişilerin ve felsefecilerin insanlara yanlış bilgi vererek, “algı” operasyonu yaptıkları ortadadır.

 

Özellikle felsefeciler, anlaşılmayan yabancı kavramlarla konuşarak, kelime oyunlarıyla muhataplarını ilzam ederek fikirlerini, insanların hafızalarına bir virüs atarak, yanlış anlamalara ve sapmalara yol açmaktadırlar.

 

İslami altyapısı zayıf olan Müslümanlar, bunların yanlış görüşlerine bilmeden tabi olmaktadır.

İlahiyatçı birinin hem “Müslüman” ve hem “deist” olması nasıl izah edilebilir? Bu konuda rahatça konferans nasıl verebilir?

Üniversitede öğrencilerin anlamadığı bir kavramla (deizmi) sunma biçimi, “İslam’dan bahsediyor” kılıfıyla kafalarını ve akıllarını nasıl çelebilir ve anlattığını masum gösterebilir? Anlamak mümkün değildir,

 

“DEİST” olduğunu iddia eden birinin veya üniversite öğrencisinin, savunduğu fikrin, İslam’la alakasının olmadığını bilmemesi, içler acısı değil midir?

Bunları kimler uyaracak?

Yanlış yolda olduklarını kimler hatırlatacak?

Çünkü, bunlar kendi iradeleriyle hareket eden insanlar değildir.

İradelerine bazı simsarlar tarafından ipotek konmuş insanlardır.

 

“Deizm” kavramı iyi anlatılırsa, ferasetlerini yeniden kazanmaya ve bu pazarlanan inançtan insanlar, kendi bağımsız iradelerine dönmüş olacaklarıdır.

 

Kendi “TERCİHİNİ” kullanamayan insanlardan, sağlıklı toplum meydana getirmek, asla mümkün değildir.

 

Yetkililer, bu tür akımların ana yapılarını anlatacak ilim adamlarını devreye koyarak, halkı aydınlatmalıdır.

 

Deizmin anlamı: Allah, kâinatı yaratmış ve kenara çekilmiştir. Dünyayı idare etme, yasa koyma, insanlara bırakılmıştır. Dünyada insanlar, maddî ve manevî ihtiyaçlarını akıl yoluyla görürler.

Bu inançta, kitap ve peygamber yoktur.

Deizim,17. yüz yılda İngiltere’de çıkan bir akımdır. İslam’la alakası yoktur.

 

“Feraset gidince, körlük başlar” kaidesi uyarınca, düşünmeden girilen her yolun, yeni problemlerin meydana gelmesine sebep olması kaçınılmaz olur ki, insanlar, esen rüzgârın önüne kapılarak sürüklediği çer çöpe dönüşür ve hiçliğe mahkûm olurlar.

 

Allah ferasetimizi güçlü kılsın. Kendi dinini doğru anlama ve yaşama şuurunu versin.

Bütün bir insanlık için yeniden hizmet etme bilinci versin…

 

Ben şimdiden Kur’an ve ibadet orucunun yerini getirildiği ay olan, Ramazan ayınızı tebrik ediyorum.

 

Başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş olan bu mübarek ayda, bu üç dereceyi hak ederek geçerek ve beratını alanlardan olmanızı, Rabbimden niyaz ediyorum!..

◄◄

About Dogus