“Anne Var Ben Ölmek…”

Mehmet sukru Oflaz 02

Başlığa bakarak hafiften bir tebessüm edebilirsiniz. “Bu nasıl bir konuşma?” diye. Etmeyin. Ortada büyük bir dram var. Elinizde ne kadar önemli şeyler varsa bir kenara koyun. Gerçekleşmesini istediğiniz ne kadar büyük idealleriniz varsa onları da bir kenara koyun. Zira ortada bütün işlerimizi o olmadığı zaman manasız kılacak bir konu var ve bu büyük bir “dram” olarak ortada duruyor.

Elimizden kayıp giden, elimizden çıktığında bizi “millet” olmaktan mahrum edecek bir yol üzereyiz. Bizi millet kılan değerlerimiz, güncel ve popülist söylemler yüzünden gündemimizden çıktı. Sosyal medya, politik tarafgirlik, varlık telakkisinde dünyevileşme vs. hususlar bizi o kadar meşgul ediyor ki, ufka bakamıyoruz. Ufka bakıp bizi bekleyen şeyler her ne ise onlar hakkında bir tedbir almak mümkün olmuyor.

Gün geçtikçe sosyal hayatımızda nitelik düşüyor. Nicelik olarak işleri kotarmak yeterli geliyor. Sanal bir manevî yaşantı, anlık duygusallıklar ile yaşanmaya karar verilen bir dindarlık revaçta. “Bu kadar karamsar olmamak lazım” diyebilirsiniz. Diyeceksiniz zaten. Eh biz felaket tellalı olarak vazife deruhte etmediğimize göre, bu ortada olan biten kifayetsizliği hayra mı, şerre mi yoralım. Soru olarak almayın bu son cümleyi. Nihayetinde kına gecelerinde bu millete mensup olduğu hâlde, türküleri tercih etmeyip; -bu dansı bana lütfeder misiniz – diye meydana çıkan çokça insanımız var. Akşamında tarihî dizilerden aldığı feyz ve fetih ruhuyla, sabahında tutmasalar Viyana önlerinde yarım kalan işi tamam edecek çokça alp’ımız da var. Çok şükür. Veya Yunus Emre (k.s) ilahîlerini bırakıp, başka başka dünyalardan hareketli ve kıvrak “ilahî mi” desem, ne desem müziklerle coşan beyler ve bayanlar var. Olsun efendim olsun.

Şimdi 2018 yılında Yunus’u kim okuyup anlamaya çalışacak. Zamanımız yok, zira daha önemli işlerimiz var. Kermes gibi, inşaat gibi, aile terapistlerimizi konuk ediniyoruz, terapi seanslarımız olacak, buyurun sizde anne ve baba olduğunuzu hatırlayın. Rayban güneş gözlükleri ardından bakan genç kızlarımız ve genç oğlanlarımız bizi kurtaracak Tekfurun tasallutundan. Elhamdülillah.

Hocam, İslam bize ne der diye bir sorum var. Lütfen hocam bana uygun bir cevap veriniz. Ha hocam unutuyordum ben Kur’an Müslümanıyım. Olsun kardeşim olsun, “Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” demiş Mehmed Akif.  Akşamına hazır bir iki bid’at eleştirim olacak, sosyal medya üzerinden. Az sonra. Takip edin lütfen. Ama lütfen takip edin. Aydınlanın.

Hace Ahmet Yesevi (k.s), avucunun içinde tohumlar, dünyanın dört bir yanına saçmış, o tohumlardan yalnız bir tanesi olan Geyikli Baba (k.s), Orhan Bey Gazi’nin konağının avlusuna çınar fidanı dikerken, gözüne bakmış Orhan Bey Gazi’nin ayet okuyarak muştulamış ufku, muştulamış fethi, muştulamış aşk ve adalet toplumunu. Olmaz efendim olmaz, bana verilen bilgilere göre, bir hoca olarak bu cümlenizi bid’at olarak ilan ediyorum. Görüşeceğiz hocam, bilişeceğiz bir gün.

“Anne var ben ölmek” diyen bir çocuğun/gencin vebali, kullandığı bu dilin vebali hepimizin boynundadır. Ana sütüne hazır mamaları tercih eden biz annelerin, ana sütü gibi mübarek olan Türkçe’yi yüksek diplomalara feda eden biz babaların yatacağı bir yer yok. Yangın yerinde sigara tellendirenlerin kayıtsızlığı affedilecek gibi değildir. Bu biline efendim.

Yazı biraz inişli çıkışlı oldu. Köy yolu gibi. Bana kızmayın lütfen. Övündüğümüz o kadar maddî varlığımıza rağmen üzerimize gelen çığı, nefesleriyle eritmeye çalışan bir avuç insanın fedakârlıkları yanında, ben gibi ademlerin bu dünyanın oyuncaklarıyla oyalanmasının yarattığı öfkeye/ huzursuzluğa bağışlayın. Ben kim oluyorum da sizi böyle yüksek perdeden rahatsız ediyorum. Rahatsız olmayın lütfen.  Bütün suç Yunus Emre (k.s) pirimin ve şu satırların; “Aşkın odu geldi yüreğim harlar/ Aşkı olan ar-u namusu neyler/ Behey Yunus sana söyleme derler/ Ya ben öleyim mi söylemeyince…”

About Dogus