Mozambik Yol Türküleri

 

Mehmet sukru Oflaz 02

âşık Veysel’in ölüm yıldönümü bu ay. “Madem görüyonuz, hoş görün” demiş . Daha neler neler demiş biz gözü olanlara. “Kulak kesildik mi?” diye sual etmeyeyim. Çünkü o taraklarda bezimiz yok.

 

Çin malı kaplamış her yanı. Meydan yeri hercümerç. Bilmem ne demeli, ki işimiz asan ola. Sevgili kardeşim gel bu olan bitenleri hayra yoralım, yorulalım.

 

“İnsan uykudadır, ölünce uyanır” buyurmuş Ulu Önderimiz. Bu mübarek söz ne der, nelerden haber eder. Uyku bir gaflet hâli, o sebepten uykusundaki dervişan “agâh ol dedem” diye uyandırılırdı. Agâh olunuz yani “uyanık olunuz”. Ölümün sizi uyandırdığındaki hâle yaklaşın demek bir bakıma. Oyuncaklarla oynayan çocuklar yerilmez, normaldir bu durum. Yaşı kemale ermiş bir insanın oyuncaklarla oynaması, hafifliğine teşmil edilir. Bu dünya hayatında, bu uyku hâlinde oyuncaklarla oyalanmaktayız. Öyle ki, en sahici hadiseler bile bizi sarsamaz olmuş. Hayatı, paketleme şirketinde, bandın üzerinde gider gibi tek düze, duygusuz, aşksız yaşıyoruz. Uyanık olmaya davet edildiğimizde arifler tarafından, bunu mal mülk biriktirmek olarak anlamak O’nun ümmeti olmaklığını izhar eden bizler için nasıl şerh edilebilinir ki.

 

Yani demem o ki, yoksulluk kaplamış içimizi ve hatta yoksuzluk. Ve elbette ki, bu yoksul/yoksuz hâle düçar olanlardan kem sözden, gıybetten, tecessüsten vb. kötü davranışlardan başka ne sadır olabilir. Allah’ı mescide bırakmış ademler, sadece mescidde O’nun huzurunda, tadil-i erkâna uyanlar, huzurda olma hâlini/bilincini dışarıya beraberlerinde çıkaramayanlar, her haltı rahat işleyebilirler. Bakalım şimdi, elindeki sosyal medya imkânlarının kontrol edilemez ve denetlenemez oluşunun farkında olup, hacısı, hocası, okumuşu, yazmışı ağız dolusu üstü açılmamış hakaretler ve küfürler edebilmektedirler. Yani Allah (c.c) bunların, sosyal medyadaki paylaşımlarının hesabını sormayacak mı?!.. Bu hâlin tedaviye muhtaç bir hastalık olduğunu doktorlar söylüyor. Kemal Sayar Bey’in söylediklerine biraz kulak verirler ise, ne büyük bir hastalığa tutulduklarını görebilirler.

 

Şöyle bir husus var: İslam, aramızda sadece ibadetler olarak geçerli. Ulu önderlerimizin hayatları menkıbe olarak aramızda anlatıla gelmektedir. Mesela Hz. Ömer (r.a) efendimiz neden “Kenar-ı Dicle’de bir kurt bir koyunu kaparsa onu Allah benden sorar” demiştir. Peki bu hassasiyetin bize söyleyeceği bir husus yok mu? Şimdi bu hassasiyeti aramızda geçerli kıldığımız müddetçe millet olabiliriz. Eğer böyle bir derdimiz varsa. Lâkin zamanımızda millet olmak, “çıkar gruplaşması” olarak gözükmektedir. İnsanlar, “pastadan ne kadar pay kaparım” endişesiyle bir yere rapt oluyorlar. Konumlarını kaybetmemek adına idare-i kelam ediyorlar. Yukarda bahsettiğimiz hassasiyet nereye gidiyor? Gümbürtüye. Gümbürtüye giderken çıkan sesin (o ses vicdanın sesidir) rahatsız edişinden kaçmak için ise, hamaset/şekil/kabuk ilaçlarına sarılıyorlar. Kimler, onlar, bunlar, şunlar, yani hepimiz. Kayığı delen, bir suç işlemiştir. Nereye kaçabilir. Nereye kaçabiliriz. Kayığı niye deldi, neden kaçıyor, nereye kaçıyor? Vatansızların elinden çıkan işler, savruk/yüzeysel/hikmetsiz oluyor. Bir vatanımız varsa ve bir millet isek, elimizden dilimizden sadır olan işlerin bir kıvamı/niteliği/hikmeti olacaktır. Atın nalını çivilerken nalbant, işinin ufuk çizgisinde fetih sorumluluğu hissediyor. O kişi vatan sahibidir. “O iş öyle de olur böyle de olur” diyen kişi kaybetmiştir. Neyini, vatanını. “İnsanlar ne der?” endişesini “Allah ne der?” düşüncesinin önüne geçirenler kaybetmiştir. Neyini, dinini.  Kaybedenler, gaibten haber verircesine pervasız olabilirler. Hesap günü herkesi bekliyor.

 

Mozambik yollarında kendi türkülerini söyleyen ademlerin, bu dünyada elbet bir yeri vardır. Biz türkümüzü ne ile değiştirdik ona bakmalı. Başkan, genel başkan, müdür, taraftar, vatandaş, seyyar satıcı, Yuotuber!, gelin, kaynana… bir rüyadadırlar, ölünce uyanacaklardır. İki kapılı handan gelip geçeceğiz. Neşet Ertaş üstadın dediği gibi “Allah şahit kılmış ruhu bedene / Kimseyi kimseden sormamak için”.

Avazımız çıktığı kadar bağırıyor deli, aynanın karşısında; “Agâh ol dedem…”…

About Dogus