Kahraman Anne

elif bayraktar 02

Annelik, kadına verilmiş en kutsal vazifelerden biridir. Bir annenin çocuğuna olan sevgisi, kadın fıtratında bulunan şefkatin “zirve” noktasıdır. Hatta öyle bir şefkat ki çocuğunu dokuz ay boyunca hiç itiraz etmeden karnında taşır. Doğumundan sonra kendi bağımsızlığını kazanana kadar büyük bir ilgi ve merhametle kucağında taşır. Ve aradan uzun yıllar da geçse, çocuğunun yaşı kaç olursa olsun ebediyen kalbinde taşır anne.

Allah’ın güzel bir lütfudur anne olmak. Allah’tan gelen emanetlere sahip çıkmaya, onları en güzel şekilde yetiştirmeye gayret etmek gerekir. Bu sebepten şuurlu Müslüman anneler henüz bebekleri dünyaya gelmeden çocuklarının ihlaslı hayırlı evlatlar olmaları için dua etmeye başlarlar. Yediklerine ve içtiklerine daha çok dikkat ederler, kötü söz konuşmamaya, kötü ve çirkin olana bakmamaya, gıybet etmemeye, başkasının hakkına girmemeye dikkat ederler. Bilirler ki çocuğunu yetiştirmeden önce insan kendini yetiştirmelidir ve doğacak olan yavrusuna çok iyi örnek olmalıdır.

Hasan el Benna’ nın çok sevdiğim bir sözü var; der ki:  “Bu ümmetin yarısı kadınlardan oluşur, diğer yarısı da kadınların yetiştirdiği erkeklerden.”

İslam’ın kadına verdiği değer, cenneti bir annenin ayakları altına sermesinden bellidir. Bu duygularla annelik vazifesini üstlenen her kadın, çocuğuna duyduğu şefkati bir de dua ile beslerse işte o zaman Allah’ın takdiri ve izniyle hayırlı evlatların yetişmesine vesile olabilir.

Gelelim günümüz annelerine ve bu yazıya verdiğim başlığa… Son zamanlarda sosyal medyada, annelik üzerine epey çalışmalar var anneler arasında. Yani şöyle ki, hemen her anne kendisini bir alanda uzmanlaştırma gayretinde. Tabi başarılarını takdir ettiğim anneler de yok değil bunlar arasında.

Hatice Kübra Tongar’ın ‘Bağırmayan anneler’ kitabı ve bu konuda çalışmaları çok güzel.

Aynı şekilde Merve Gülcemal’in ‘@Oyuncuannemerve’ sayfasında “çocuklara oyunlarla dinî eğitim nasıl verilir?” diye yazdığı kitaplar ve diğer annelere de  örnek olacak etkinlikleri takdire şayan. Bunların yanında daha bir sürü anneler mevcut Instagram dünyasında;

@masalcianne, @uzmananne, @blogcuanne, @createanne… gibi daha bir çok anneden söz edebiliriz. Belki hepsinin amacı kendileri gibi çocuk yetiştiren annelere örnek olmak. Fakat eleştiriye açık alan şurası ki, bu annelerin aşırı başarılı ve kusursuz gibi görünen çocuk yetiştirme usullerinin zaman zaman diğer annelerde yetersizlik hissi oluşturuyor olması. Çünkü yorumların çoğunda kendileri de eleştirilere maruz kalıyorlar. “Ne yani bize çocuğa ceza vermeyin diyorsunuz, siz hiç çocuğa bağırmıyor musunuz?” gibi yorumlar yazılıyor. Bana göre her anne kendine özeldir ve en önemlisi ‘Duacı anne’ olabilmektir.

“Duacı anne olmak” demek, elinden gelen her şeyin en iyisini yaptıktan sonra takdiri Allah’a bırakıp, O’na dua dua yalvarmak demektir. İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Rabbimin dilediğinden başkası olmaz. Hz. Nuh gibi bir Peygamberin isyankâr bir oğlu olur, Firavun gibi birinin sarayında Hz. Musa yetişir. Duamız bu nedenle çok önemlidir. Bizim duamız, Fâtih Sultan Mehmed gibi evlâtlar yetiştirebilmek olmalıdır. Peygamberimizin sünnetlerini yaşatacak, ayet ve hadislerle amel edecek âlim, ihlâslı, takva sahibi çocuklarımızın olması en büyük idealimiz  olmalıdır.

 

Ve işin özü ‘Kahraman anne’ olabilmektir, çünkü en zoru da budur. Kimdir bu kahraman anne? Peygamberimizle Uhud Savaşı’na katılan birkaç kadından birini anlatacağım şimdi. O hanımın adı Hz. Nesibe’ ydi. Hz. Nesibe oğulları ve eşiyle birlikte Uhud Savaşı’na yaralıları tedavi etmek amacıyla katılmıştı. Uhud Savaşı sayıca Müslümanların az olduğu bir savaştı, önce Müslümanların gayretiyle savaş kazanılacakken, Okçular Tepesi’ndeki sahabelerin bir anlık itaatsizlikleri sebebiyle Peygamberimizin mübarek dişinin kırıldığı çetrefilli ve zorlu bir savaştı.

İşte bu savaşta, oğullarının kolu kopmasına rağmen, Rasulullah zor durumdayken “daha burada ne duruyorsunuz” deyip oğullarını savaş meydanına geri yollayan kadındı Hz. Nesibe. Ve herkes yaralı vaziyetteyken Peygamberimizi yalnız görünce O’na (sas)  siper olup sağında ve solunda Allah için savaşan kadındı. İşte çocuklarının Allah ve peygamber uğruna şehit olmasını isteyen hatta kendi canını da bu uğurda feda etmeye hazır olan bir kadın. Ve savaştan sonra on üç yara alarak  Medine’ye geri döndüğünde Efendimiz O’na soruyor. ‘Ey Nesibe, benden bir isteğin var mı?’. Hz. Nesibe ‘Cennette sana komşu olmayı isterim Ya Rasulullah’ diyor. Ve Efendimiz o an müjdeyi veriyor. ‘İnşallah sen ve ailen cennette bana komşu olacaksınız.’

İşte bu da bir anne. Bana göre en kahraman annelerden bir anne.

Bugün Afrin’de, ülkenin başka yerinde veya başka şartlar altında çocuğunun şehit haberini alıp da bu habere ‘Elhamdülillah! Allah yolunda oğlum şehit oldu’ diyebilen anne de kahramandır. Bizler sadece sözlerde, gösterişte, sosyal medyada suni annelik peşinde koşarken asıl anneliğin, en zorlu zamanda, canından öte parçanın ölüm haberini aldığında sabır ve sükûnetle “Emanetimi sana gönderiyorum, bizi cennette buluştur Rabbim” diyebilmekle olduğunu düşünüyorum.

İman ve ihlâs çizgisinde, sabır dengesinde, şükür nimetinde, imtihan perdesinde ve duaların sırrındadır annelik…

About Dogus