Dost ve Kardeşlik İkliminde Yerimiz!..

Ibrahim-Turgut02

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe:71)

İslam’da, kadın erkek ilişkilerinde uyulması mutlak olan temel ilkeler olmakla birlikte, hayatın inşasında beraber yapmaları gereken faaliyetler de vardır. Bu faaliyetleri yerine getirirken, her birinin Allah katında sorumlu olma bilinciyle hareke etmeleri koşuluyla, Allah’ın kendilerine yüklediği mükellefiyetleri yerine getirirler.

Kadın erkek faaliyetlerinin, “dostlukla” vurgulanması, sosyal hayatta nasıl bir denge oluşturacakları, “Emr-i bi’l- maruf, nehy-i ani’l münker; Doğruyu emretmek, kötülükten alıkoymak” çerçevesinde ayet, sosyal hayatta ve insanlığa anlam kazandırarak faydalı olmaya parmak basmaktadır.

Bu çalışmaları yerine getirenlerin özellikleri: “Namaz, zekât ve Allah ve Resulüne itaatte mutlak teslim olmalarıdır”. Böylelikle, Kur’an, Sünnet ve din kardeşliği ekseninde, dostluğa dönüştürülmüş ve sistemleştirilmiş bir yapının meydana getirilmesini Kur’an, mü’minlerden istemekte ve

“Allah’ın merhamet edeceği tek topluluğun” bunların olacağını haber vermektedir.

Ayette; “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” buyruluyor. (Hucurat:10)

Allah (c.c) ayet-i kerimesinde, mü’minleri “kardeş” ilan ediyor. Bu kardeşlik “dinî” anlamda kardeşliktir. Aynı dîne iman eden ve o dînin emirleri çerçevesinde hayatını inşa eden “ümmet Kardeşliği” ve “dostluk” kavramları, güçlü bir şekilde vurgulanmaktadır.

Dostluk, kişinin kendine en yakın gördüğü ve kabul ettiği insanlar arasında var olan, kesintisiz devam eden en sağlam ilişki biçimidir. Bu sağlamlığın çimentosu veya ruhu, “imanın” kopmaz bağıdır. Bunun dışında yapılan dostluklar, köksüz, bereketsiz ve dünyevî olmaktan öteye geçmez. Menfaatle ilintili dostluklar, menfaatin bittiği yere kadardır. Bunlar, netice hasıl olmayan ve yıkımı tez getiren ilişki biçimidir. Nice dostluklar, ihanetle bitmiştir.

Dostluğun temelinde, sadece kuru bir ilişki biçimi yoktur. Bu dostluğun devamlılığı ve ilişkilerin akışı içinde, inanç bağlamında sürdürülen köklü oluşumu içerdiği, ayetlerde haber vermektedir.

Şu bilinmelidir ki: Allah’ın rızasına dayanmayan her ilişki, “menfaat öncelikli” bir “nitelik” ve “nicelik” taşıdığı için ve vasıtalara ve aracılara yüklenilen mana ile ilgili, kişiyi şirke kadar götüren, sosyal bir felakettir.

Onlar öyle bir duruma gelirler ki, kendilerini bile kandırırlar da, içine düştükleri karanlığı aydınlatacak ışık aramazlar! Nitekim ayet, bize bu gerçeği hatırlatmaktadır…

 

“İyi bilin ki halis (katıksız) din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’ diyorlar.” (Zümer:3)

Dostluğun, Allah’tan başka varlıklarda aranmasına dikkat çekerek, iman noktasında ne kadar büyük bir “özel” durumu ifade ettiğini, imanla bağlantılı olmasından dolayı, şirke götürür yönüne nazarları celp etmektedir. Ayrıca, dostluğun ve kardeşliğin zirve yaptığı yer, “İMANLA HARMANLANMIŞ VE İBADETLE ZİNETLENMİŞ DOST MECLİSLERİDİR.”

İşte, bu tür oluşumlara, rahmetin tecelli ettiği ve “mana ikliminde” dostlukların pekiştiği manzaralara ihtiyacımız olduğunu söylemeden geçemeyeceğim…

Günümüzde, politik çıkar ve çatışmaların İslam kardeşliğini ve dostluğunu nasıl zedelediğini üzülerek seyrediyoruz.

Parti yandaşlığının, aşırı hiddet ve şiddete nasıl dönüşerek insanların birbirlerini “tekfir” ettiklerini, sosyal medyadan ve bizatihi müşahede ederek takip ediyoruz.

Hadis-i Şerif’teki fotoğrafı anlamaya çalışırsak, nasıl bir yanlışın içinde insanların yuvarlandığını anlamış olacağız…

Ebû Zerr’in (ra) işittiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse başka bir kimseyi fâsıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.” (Buhârî, Edeb)

Şunun altını kalın çizelim: Bir topluluğun, evlerinde, sokaklarında, caddelerinde, okullarında ve hukuklarında “inançları ve bundan kaynaklı amelleri” hâkim olursa, dünya ve ahiret kurtuluşu ancak bu şekilde, gerçekleşmiş olacaktır.

İşte, olması arzu edilen ve haber verilen ümmet, bütün insanların kurtuluşuna ve barış içinde yaşamalarına katkı sunacak, kendi içinde dostluğu ve kardeşliği gerçekleştirecek ve buna vesile olacak, meleklerin bile gıpta ettikleri, örnek topluluk…

Ebû Hüreyre veya Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsanların amellerini kayıt altına alan meleklerden başka bir de Allah’ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır. Bunlar Allah’ı zikreden topluluklara rastladıklarında, ‘Aradığınız işte burada, haydi gelin!’ diye birbirlerine seslenirler. Hemen oraya gelerek dünya semasına kadar onları çepeçevre kuşatırlar. Allah, o meleklere sorar: ‘Kullarımı bıraktığınızda onlar ne yapıyorlardı?’ Onlar da ‘Biz onları bıraktığımızda sana hamd ediyor, seni tazim ediyor ve seni anıyorlardı’ diye cevap verirler.”… (Tirmizî, Deavât, 129)

Ahiret hayatı gelmeden önce, yaratılışın manasını kavrayarak, Allah’ın iradesine uygun hayat anlayışını, pratiğe dökerek mutluluk dünyasını kurmak varken, boş şeylerle avunmanın ne faydası vardır?

Dünyada konuşmayan varlıkları aracı ve onlara yükledikleri mana (dostluk) dolasıyla, o günü (kıyamet günü) konuşacaklardır. Kendilerini aracı yapanlara tanıklık yapacaklardır. O zaman uyanacaklar fakat, kendilerine bir faydası olmayacaktır.

 

Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanmadıkları için, o gün şöyle bir sahne ortaya çıkacaktır: “O gün Rabbin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getirir ve (taptıklarına) der ki: ‘Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan çıktılar?’ Onlar, ‘Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular.’ derler.” (Furkan:17-18)

Bir de şu vardır: Toplumda insanlar, birbirlerine saygın davranmaları, o toplumun sosyal yapısının sağlıklı olduğunu gösterir.

Böyle bir toplumun her konuda başarılı performans göstermesi, “sünnetullaha” uygun ve paralel olması, beklenen neticenin doğruluğunu ortaya koyar.

Yeter ki ilahî takdire uygun olsun!

 

Kardeşliğimizi bilelim! Bulunduğumuz ortamlarda siyasi söylemlere dikkat edelim. Önemli olan dava şuurunu taşımaktır. Fitnelere yol açmamaktır.

İçinde bulunduğumuz ülkede faydalı olmaya çalışmak, en doğru hakikattir.

Hiç kimse buradan, ülkesinde değişim ve etkileşim meydana getirme gücüne sahip değildir.

Burada kendimizi ve neslimizi düşünelim.

Dostluklarımızı, Allah’ın koyduğu “ümdeler” çerçevesinde oluşturalım ki, dünya ve ahiret hayatında mutlu olalım ve kötü bir akıbetle yüzleşmeyelim.                    ◄◄

About Dogus