Sorumluluk Bilinci ve Seçimin Anlamı

Ibrahim-Turgut02

Hollanda’da 21 Mart’ta yapılacak olan “Yerel Seçimler” yabancılar açısından son derece önemlidir. Bu seçimlere kayıtsız kalmak, geleceğimizden endişe duymamaktır. Çünkü, daha önce yapılan seçimlere katılma oranımız düşük olmuştu. 15 Mart 2017 genel seçimde ise, katılma oranımız daha fazla olmuştur.

Bu toplumda varlığımızın anlamı, beraber yaşamanın ve istikbale beraber yürümenin bilincini oluşturmaktır. Artık burada yaşayan bizler, “Yabancılar” sözcüğüyle anılması yanlış olmakla beraber, bir çoğumuz Hollanda vatandaşlığına geçmiş bulunmaktadır. Bu insanlar, artık burada kalıcı hayat şartlarına uygun, “siyaset” üretmeleri  elzem hâle gelmiştir.

Öyleyse, sorumluluğumuzun idraki içinde, gereken ilgiyi gösterelim ve seçim sandığına giderek, “HAKKIMIZ” olan “Seçme ve Seçilme” görevimizi yerine getirelim.

Bu görevimizi yerine getirirken, partilerin programlarını kısa da olsa, “okuyarak veya sorarak” öğrenelim.

Parti ayırımına gitmeden, bizim lehimize ve bu ülkede ki bekamıza yönelik ciddi söylemlere kulak vererek, rotamızı çizelim.

Yakın tarihte kurulan Denk Partisi de 21 Mart 2018 yerel seçimlerinde, 12 yerde yarışacaktır. Gereken desteğin verilmesi ve ilgiyi artırmada öncülük yapanların ve adayların bütün vatandaşları, STK’ları ve diğer kurumları ziyaret etmeleri önemlidir.

Bunun yanında, dinî açıdan bakılacak olursa “sorumluluk bilinci” hayatı anlamlandırmak demektir.

Allah’ın “tekliflerini” kavramak demektir. Onun koyduğu yasalara göre, düşünmek demektir.

İnsanlara “kıymet” vermek demektir. Kendine takdir edilene “razı olmak” demektir. Bu minval üzere kendimizi geliştirmemiz, buna göre hayatımızı inşa etmemiz ve yaşamamız, bulunduğumuz ortamın bize yüklediği sorumluluk inancıyla olayları değerlendirmek, Allah ve Resul’ünün buyruğudur.

Hiç bir şeyden müsta’ni değiliz.

Nerede yaşarsak yaşayalım, insanlarla mevcut sistem içerisinde, mevcut şartların zorladığı faaliyetlere iştirak etmemiz, insan ve Müslüman olmamızın gereğidir.

Kenara çekilmek, mesuliyetten kaçmaktır. Hayatı anlamamaktır. İnancına ters düşmektir. Meydana gelen her hadiseden mesul olduğumuzu bilmemiz, kendi dünyamızda geliştirebilirsek, olaylara bakışımızda değişecektir.

Bu gün buna ihtiyacımız vardır.

Bütün olumsuz olayların temelinde, “vurdumduymazlık” vardır.

Bunu aşmanın yolları gösterilmiştir. Yeter ki siz kendinizi kontrol etmeye karar  verin. Bu bağlamda, İmam-ı Rabbani’nin buyurduğu gibi: “İslam, üç sac ayağı üzerindedir: İlim, âmel ve ihlas”. İlimsiz amel, amelsiz ihlâs olmaz. Bu yolu takip etmeyenler, sadece konuşur ve kendi “EGO”larını tatmin edeler. Sadece “Konuşmak” bir yere kadardır.

Hâlbuki, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydası dokunandır” Hadisinin, hangi medeniyetten geldiğimizi göstermiyor mu?  “Başkalarına faydası olmayanın, kendisine zararı olur” ilkesini unutmayalım!..

Müslüman, inancı gereği insanlara faydalı olmayı, hayatının vazgeçilmez prensibi olarak bilir ve cehd-u  gayrete girerek, sosyal hayatın devamlılığına ve akışına, katkı sunmayı imanının gereği bilir.

Müslümanın sorumluluk bilincini hatırlatan şu Hadis-i Şerifi, dikkatlice okuyacak olursak, mevzuyu çözmüş olacağımızdan hiç şubeniz olmasın:

“Nu’man b. Beşîr’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu sınırlara uygun yaşayanlar ile bu sınırları ihlâl eden kimselerin durumu, bir gemiye binmiş, gemi içerisindeki yerleri kura ile belirlenmiş iki grup insanın durumuna benzer. Bunlardan bir kısmı geminin alt tarafında, bir kısmı da üst tarafında yolculuk etmeye hak kazanmıştır. Alt kattakiler -su ihtiyaçlarını karşılamak için- üsttekilerin yanına giderler. Bir süre sonra, “sudan nasibimizi almak için geminin altından bir delik açsak da yukarıdakileri rahatsız etmesek” derler. Eğer yukarıda bulunanlar aşağıdakilerin isteklerini yapmalarına izin verirlerse gemidekiler hep birlikte helâk olur. Fakat onlara engel olurlarsa hem onlar hem de kendileri kurtulur”. (Buhârî, Şirket, 6)

Hadisi Şerif, ne müthiş mana içermektedir! Bu ne güzel misal vermedir Ya Rabbi!

Rahat okursak, manayı kavrar ve Allah Resul’ünün “SORUMLULUK” kavramına getirdiği izahı içselleştirir ve hayatımıza buna göre yeniden çekidüzen veririz.

Yeni kavramla, “ÇEVRİMDIŞI” olan bütün cihazlarımızı “ÇEMRİMİÇİ”ne alır, hayatı yeniden anlamlandırırız.

Başını kuma gömen devekuşunun yaptığı gibi, “hayatı bulunduğumuz ortamdan ibaret olduğunu, başkaca bir anlam taşımadığını”, “bize dokunmayan şey, bin yaşasın” anlayışı, bize yabancı ve bizi ifade etmemektedir. “Kısır döngü” diyebileceğimiz bir bakışla, böyle yaşamanın cenneti kazandıracağını ve Allah’ın rızasına ulaştıracağına inanmak, hayalperest bir anlayıştan öte geçmemekte ve manen ve maddeten “intihar” anlamına gelmektedir…

Sonuç olarak, gelin yeniden “sorumluluğumuzu hatırlayarak, eylemlerimizi” gözden geçirerek, gereken duyarlılığı gösterelim. Yanlışların üzerinde inşa edilen hayat, görkemli olsa da, hayatın gerçek anlamını göstermekten uzaktır.

Yanlışların arkasından gitmek, hayalperestliğin ifadesidir. Her gün yeni açalım ve doğruları yazalım. Doğrulardan yana olalım!..

About Dogus