Bir Adem Bir Havva

elif bayraktar 02

“Eşref-i mahluktır” insan. Yani yaratılmışların en güzeli. Allah’ın halifesi. Allah’ın  subuti sıfatlarından tecelliler bulunduran üzerinde. Konuşan, gören, duyan, akıl sahibi, canlı, ilim sahibi.

Diğer yaratılmışlara üstünlüğü bu sebepten belki. Allah’ın kendi isimlerinden tecelliler taşıyan kişi. Rahim (merhametli), Gaffar (affedici), Cemil (Güzel), Rezzak (Rızkı bol bol veren)…

Öyle bir varlık yarattı ki Mevla; daha önce yaratmış olduğu tüm meleklere ve cinlere İnsan’ a, Adem’ e secde emrini verdi. Tüm melekler ve cinler secde ettiler,  sadece  İblis müstesna! ‘Ben ateşten yaratıldım, insan ise topraktan yaratıldı’ deyip üstünlük taslayan şeytan; böbürlenerek, kendini yücelterek, insandan üstün olduğunu vurgulayarak isyan etti. Ve o anda lanetlendi. Sonra insanları  şaşırtmak ve yoldan çıkarmak için Rab’den izin istedi. İnsanoğlunun imtihanı böylece başladı.

Adem’i yaratan Rabbimiz, O’na eş olsun diye, yoldaş olsun, arkadaş olsun diye Havva’yı, Kadın’ı yarattı. Birlikte cennette sükûnet içinde yaşarlarken yasaklanan meyve ile imtihan oldular. Şeytan onları kandırdı. Onlar unutanlardan, aldanmışlardan, şeytana uymuşlardan oldular. Rablerinin sözünden çıkıp günaha dalanlardan oldular ve cennetten kovuldular.

Sonra başladı dünya sürgünü… İki ayrı yerde yıllarca birbirlerinden ve cennetten uzakta. âdeta karanlıklarda kaldılar. Fakat öyle bir tevbe ettiler ki. Öyle bir pişman oldular ki. Sonunda Allah’ın aslında uzakta olmadığını, şah damarlarından yakın olduğunu, affedici olduğunu anladılar. Ve gerçek aşkın sadece Allah’a duyulan aşk olduğunu idrak ettiler. Ayrılığın ardından gelen buluşma ile, kutlu kavuşma ile Allah onları tekrar bir araya getirdi.

İşte ilk insan Hz. Adem ve ilk kadın Hz. Havva’nın hikâyesi. Aslında hepimizin hikâyesi. Dünya hayatının kısa özeti. Rabbimiz ayetlerinde buyurur “bu kıssalarda sizler için ibretler vardır. Ola ki ders alırsınız diye!”

Cennetten kovulmak gibi büyük düşüşler yaşasa da insan, tekrar ruhunun derinliklerinde yaratılmışlığın, hakiki kulluğun yalnızca Allah’a olduğunu hatırlayıp yükselecek ve Allah’ın affına layık olacak, meleklerden üstün bir mertebe kazanacak…

Fakat madde âleminde takılıp kalsa, Allah’a isyana devam etse, tevbe etmeye tenezzül etmese, hayvandan da aşağı belki şeytandan da ileri alçak seviyelere düşecek. Rabbimiz her zaman iki yol sunmuş biz insana:

“Sağ yol” ve “sol yol”. Sağdan gidenler ve soldan gidenler.

Tarafımızı çok iyi belirlememiz lazım. Hak yolunda mıyız? Yoksa Batıl yolunda mı?

Tüm mesele işin aslını bilmekte. Hani bir imtihana çalışırken zor problemler çözerken;  insanın kendisine lazım olan sadece bir formül ya da sayfalarca kitabın birkaç sayfalık özetidir ya! Onun gibi! Kur’an- ı Kerim tüm zevk ve meşakkatleriyle  dünya hayatının, bizim için uzak görünen  ahiret hayatının da  özetini  içinde barındırıyor. Allah Teala bu sebepten kullarını uyarıyor.

Düşünün, akledin, ibret alın!!!

Şimdilerde bir erkek ve bir kadın olarak bizlerde tıpkı Hz. Adem ve Hz. Havva gibi şeytana uyup, nefsimize yenik düşüp günaha dalabiliyoruz. Allah’ın “yapmayın” dediklerini

yapabiliyoruz. Gaflet içinde yaşayabiliyoruz. Dünyaya  dalabiliyoruz. Ve sonra ne oluyor? Cennetten kovuluyoruz! İnsanın evi, ailesi cenneti gibidir. Allah’ın zikrinden uzaklaştıkça, şeytana uydukça evimizde saadet kalmıyor. âdeta cennetten uzaklaştırılmış gibi, buhran yaşıyoruz.

Ve bir Ayet var ki bizi Rabbimiz açık açık uyarıyor:

“Ve kim benim zikrimden yüz çevirirse, o takdirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” ( Taha-124 )

Zikrinden yüz çevirenlerin, Kuran’dan uzaklaşanların ve gaflete düşenlerin geçimlerinin sıkıntılı olacağını bildiriyor Rabbimiz.

İşte cennetten düşüş. İşte aile hayatının/ düzeninin bozulma sebebi. İşte ruhsal sıkıntıların sebebi. Ve ayrılık! Hz. Adem ve Havva gibi cennetten kovuluş ve birbirinden ayrı düşüş.

Aslında insan kendine ayrı kalıyor. Kendini bulamadan, psikolojik sıkıntılarla yaşıyor. Ve sonra öyle bir tevbe gerekiyor ki bu buhranların ardından.

Öyle bir yakarış gerekiyor ki. İşte ancak o zaman tekrar kendisiyle buluşuyor insan. Rabbine kavuşuyor. âdeta dünyadayken cenneti yeniden bulmuş gibi sükûnet doluyor kalbi.

Ruhu sekine içinde yaptıklarına pişman, günahlarından temizlenmiş vaziyette Rabbiyle Hasbihâl ediyor. Kimselere açmadığı söyleyemediği ne varsa hepsini bir bir anlatıyor. Ondan yardım istiyor. Sonra lütuflar geliyor arkasından. Rahman ve Rahim olan Allah kuluna merhamet etmez mi hiç?

İşte bir insan! Cennetten kovulmuş, cennete hasret.

En çok da Rabbine hasret…

About Dogus