Müslüman Dj’den Gelen Davul Sesi

elif bayraktar 02

Müslümanlar Batılılaşıyormuş, olur mu hiç öyle şey! Biz hem kültürümüzü, hem dinîmizi Batı’ya kurban etmeyiz. Elimizde Kur’an varken, önümüzde Peygamberimiz dururken, olacak iş mi bu! Hem Batılılaşma da neymiş! Müsaadenizle anlatayım neymiş bu Batılılaşmak!

Çocukluktan başlayalım…

Henüz doğmamış günahsız bebeklerden. Tabi onların yaptığı şey değil, ailelerin “babyshower” yapma âdetinden bahsedelim. Cinsiyet öğrenmek için balon partileri düzenledin. Henüz bebek doğmadan bebeğin fotoğraflarını sosyal medyada paylaştın. Doğan çocuklara değişik olsun diye anlamsız isimler verdin. Çocukları küçük yaşta marka sevdasına soktun. Kendini beğenmiş, marka tutkunu bir evlat yetiştirdin.. (Batılılaşmanın tesiri altında değil miyiz  bi soralım kendimize! Yoksa yan komşumuz olan Avrupalı birinin âdetleri mi bunlar? Çocuklara güzel ve anlamlı isim vermek çocuğun anne baba üzerindeki hakkıydı hâlbuki, O’na dini öğretmek O’nun hakkıydı. Marka sevdasında değil de, mütevazilikte ve kanaatte aramalıydı mutluluğu. Gerçek mutluluğun sırrını verebilmeliydik onlara.)

Sonra başlar okul maceraları bizim minik Müslüman yavrumuzun. “Yabancı dili daha iyi olsun” diye evde sürekli o dili konuşalım. Türkçe çok da işe yaramayacak ne de olsa! Hem daha iyi okullara gidebilmesi için bu şart. Ha, İslam okulu varmış duymuştum ama yok, benim evlâdım Hollanda okuluna gitsin, dili daha iyi konuşabilsin. Dini çok da önemli değil! İyi meslek sahibi olmalı. Toplum içinde saygı görebilmesi için kariyerinin yüksek olması şart. Artık insanlık mı kaldı ki, saygılı terbiyeli güzel ahlâklı olana “enayi” derler bu devirde. Önemli olan kariyerli olması. (Bak işte yine yanıldık! Efendimiz, “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. O, merhametli, güvenilir, dürüst, sadık ve vefakâr bir insandı. Her şeyden önce, hangi meslekten olduğu önemli değil; benim evlâdım güzel ahlâklı olmalı diyebilmeliydik.)

Genç Müslüman kardeş, okuldan çıktıktan sonra elinde Starbucks kahvesi ile bardağın üzerine yazılmış ismini göstere göstere bir Selfie çekip instagramda paylaştın. Sonra gidip Mc Donalds’dan hamburgerini alıp karnını bi güzel doyurdun. Tabi buralar da bulunmak sana imaj katıyordu. Tüm gençlik burada değil mi? Saatlerce yabancı dizileri izlerken, filmlere giderken senin için bunların kaybedilmiş bir zaman olduğunu hiç düşünemedin. Bi de bilgisayar oyunları var tabi. Geceleri kaç defa uykusuz kaldın bu sebepten. (Gecenin üçte birinde teheccüde kalkan, Rabbiyle buluşan Peygamberin genç ümmeti! Bu geceler değerli hem de çok değerli. Sen çok değerlisin. “Namaz kılan yaşlıyı severim, ama namaz kılan gence aşığım” der Hz. Ömer. Gençliğini namaz ve Kur’an’la geçirmeye,  sonra ah vah demeden bu dünyadan göçmeye talip olsan! İsmini kahve bardaklarına değil de, meleklere ahiret defterine yazdırsan daha güzel olmaz mıydı?)

Düğün telaşı başladı sonra. Düğün öncesi vrijgezellenfeest (bekârlığa veda partisi) yapmadan asla olmazdı. Sahi bu kimin âdeti? Arkadaşların hepsi bir örnek elbise giydi ve seni saçma sapan kıyafetlerle sokakta gezdirdiler. Çok da eğlendiniz. Düğünde en pahalı salon, en gösterişli gelinlik damatlık olmalıydı. Bi de Müslüman Dj davula vurmalıydı. Tabi bayanlar arasında olunca sakıncalı değil diye düşündün. Fakat sakıncalı olan başörtülü DJ’in davul çalmasıydı. Sence de garip değil miydi bu tablo?  Evini mütevazilikten uzak dört dörtlük yerleştirdin. Düğünde bi dünya takı istediler senden, bir sürü tartışma, tatsızlık sonunda evlendin. Tam mutlu olacaktın ki eşinle anlaşamadın ve hemen ayrılığı seçtin. Ben ömür boyu kahır çekemem dedin.  (Hani birden Hz. Fatıma’nın çeyizi geldi gözümün önüne. Sadece yatacakları bir yatak, yorgan ve yastık. Birkaç tabak, çanak. Hepsi ihtiyaç kadar. Biz kapitalizmin kölesi değil de neyiz? Dünya kadar eşyayı, dünya kadar altını ve hep daha fazlasını arzulayan nefsimize soralım. Mütevazi olmanın, aza talip olmanın, kanaatkâr olmanın, sevdiğine Allah rızası için sabretmenin adı ‘Saf’lık oldu değil mi? Evliliğe bakışımız da değişti. Hayata bakışımız da!)

Moda uğruna giyimini değiştiren de sendin.

Müslüman bayan olarak altında sadece pantolon üstüne eşarp ve bi ton makyaj ve ojelerle gezmek sana abes gelmedi. Çünkü hemen herkes senin gibiydi çevrende. Eşarp reklamı yapmak için sosyal medyada makyajlı suratınla sevimli masum gülücüklerle eşarp modelleri yaparak tüm kızlara faydan dokundu! Çok sevap işledin bi bilsen! Ne iyi örnek oldun ama. Sen eşarp modeli yapmasan kızlar başı açık çıkardı sokağa! Sonra bir de kıyafet reklamı yapmalıydın. İnsanlığa faydan olsun tabi. Bu sene ilk defa Paris’te tesettür modası yapıldı. Keşke oraya da gidebilseydin. Neyse bir daha ki seneye artık. Müslüman erkekler de aşağı kalmadı modadan. Daracık pantolonu giyerken onlarda moda dergilerindeki erkekleri örnek aldılar. Saç modeli, sakal desen aynı şekilde. Esmer olmasan fark etmezdim Türk ve Müslüman olduğunu! Yakında ten rengini de değiştirmek isteyenler olabilir! Ee ahir zamandan her şey beklenir. Cinsiyet değiştirmek de sıradanlaştı ne de olsa! ( Tesettürün bir tek modası var kardeşim.. O da Kur’an’da yazandır. “Eşarplarınızı omuzlarınızın üzerlerini örtün. Yabancı erkek veya kadınlara karşı kendinizi setredin. Sakının, namahreme dikkat edin. Sade olun. Allah’ın istediği gibi olun, kula kulluk etmeyin” denildi oysa! Zor değildi istenen. Saatlerce ayna karşısında durup makyaj yapıp beğenilmeme korkusundan ağır değildi senden istenen. Temiz bir yüzle, sade uzun bir elbise ve  büyük bir eşarp ile dışarı çıkacaktın hâlbuki. Fakat Batı dünyasının istediği, kadını farklı bir obje olarak kullanmaktı. Amacına ulaştı. Bundan Müslüman kızlar da nasibini aldı. Müslüman erkekler de!)

Batılılaşıyoruz evet. Giyimimizle, oturuş kalkışımızla, yiyip içtiklerimizle. İzlediklerimizle. Ne yazık ki duygularımızla ve ahlâkımızla onlara benzemeye başladık. Ne yazık ki hepimiz bu hengamenin içindeyiz. Peygamberimiz tırnaklarını keserken bile onlardan farklı olabilmek adına, tırnağını kesmeye sağ elinin işaret parmağıyla başlamıştır. (“Yahudi bir çocuğa soruyor ‘baban nasıl keser tırnağını’ diye, o da ‘sağ elinin baş parmağıyla başlar’ diyor”) Bu kadar hassas ve dikkatli iken Efendiler Efendisi; bizim gayrimüslime benzemeye çalışma hevesimiz hem dünya hem ahiretimizi bedbaht ediyor. İslam kültürünü yaşayıp, dinî hassasiyetlerle yaşam kalitesine dikkat eden, ahlâklı olmayı kendine öncelik tanıyan insanlar o kadar azaldı ki! Dünyevîleşmek (Sekülerleşmek) hepimizin vazifesiymiş, olmazsa olmazıymış gibi. Bu çark bizi de içine çekiyor biz  farkında olmadan.

“Ahir zamanda iman, ateşten kor gibi insanın elinde duracakmış” diye buyurmuştu Peygamberimiz. İmanı muhafaza etmek o kadar zor ki!

Bir “Ahhh” diyorum sadece. Bir de dua ediyorum hâlimize. Bu ümmeti sen şaşırtma Yarabbi!..               ◄◄

About Dogus