“Hollanda’ya şu anda korku kültürü hâkim”

Screenshot_14_ADN7892

Belediye seçimleriyle stratejiniz nedir?

Yerel seçimlere DENK Partisi olarak katılacağız. Ancak Hollanda’da 390 tane belediye var hepsine katılmamız şu aşamada çok zor. “Belediye de seçimlere katılın” diye çok müracaat alıyoruz. Bu insanlarımızın arzularını yerine getirmeyi isterdik ama, bizi anlayışla karşılayacaklarını umuyorum. Yeni bir partiyiz. Adımlarımızı bilerek ve ölçülü atmalıyız. Bazı kriterlerimiz var.

Parti, bir ekip işidir. Sadece Tunahan’ın, Selçuk’un ve Farid’in partisi değil. Hollanda’nın en ücra köşelerinde bile yaptıklarından dolayı konuşulan bir partidir. Birkaç şehirde seçime katılma kararı aldık. Oradaki arkadaşlarımızın bu işi yürütüceğine inandık. Veenendaal, Roermond ve Alkmaar belediyelerinde zaten aktif meclis üyelerimiz var. Amsterdam ve Utrecht gibi büyük şehirler başta olmak üzere, Enschede, Veendaal, Deventer ve

Schiedam gibi 12 yerde yerel seçimlere katılacağız.

Den Haag’daki arkadaşlarla seçim öncesi yaptığımız anlaşma gereğince, genel seçimlerde onlar bizi yerel seçimlerde de biz onları destekleyeceğiz.

Rotterdam’daki arkadaşlarla uzun süredir görüşmelerimiz devam ediyor, umuyoruz ki buradan da “hayırlı”, “olumlu” bir netice alarak insanlarımızın hizmetinde olmaya devam edeceğiz.

Türkiye-Hollanda gerginliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası siyasi ilişkilerde meseleleri daha geniş bir perspektifte değerlendirmek, analiz etmek lazım ki, doğru bir sonuca ulaşalım. Dünyadaki dengeler değişiyor, yeniden şekilleniyor. Bu değişiklikler çerçevesinde de, İngiltere’nin terk ettiği Avrupa Birliği ülkeleri de kendilerine göre bir pozisyon belirliyorlar. Hollanda da bu değişikle göre strateji belirleyen ülkelerden biri. Ekonomisi ile göz dolduran ve sürekli gelişen Çin, Brezilya, Endonezya gibi ülkelere arasında Türkiye’de yer almakta. Avrupa Birliği’ne aday olan, dünyanın değişen dengeleri sebebiyle ve gelişmekte olan bir ülkenin bu tür sorunlarla karşılaşması normaldir. Ancak bu gerginliğin faturası maalesef hem burada yaşayan insanlarımıza hem de Türkiye’de yaşayan Hollandalı vatandaşlara kesildi. Öğrencisi, isçisi, meslek sahibi olan herkes bu sorunun muhatabı olarak hesap vermek durumunda kaldı.

Bu gerginliğin faturası fikir hürriyeti bağlamında kendisini daha açık gösterdi galiba. ..

Evet, maalesef öyle oldu. Hollanda “fikir hürriyeti” alanında ün yapmış, model olmuş bir ülke idi. Ancak, sırf bu olaydan dolayı, kendi düşünce ve görüşlerini saklamak zorunda kalan binlerce insanımız oldu. Korku kültürü hâkim şu anda. Öğrenci, “ben şu siyasi partiye sempati duyduğumu söylersem, staj yerimi kaybederim” diye düşünüyor… İşçi işini kaybetmekten korkuyor. Ticaret yapan yine aynı sıkıntıyı yaşıyor. Bu durum bizleri derinden üzüyor. Neden? Çünkü bu tutumla, bu ülkenin temel değerlerine karşı cephe alınmış, hatta savaş başlatılmış durumdadır. “Fikir hürriyeti”nden bahsediyoruz… Eğer bir insan kendisi olamıyorsa, kendi fikrini açık bir şekilde beyan edemiyorsa, yanlış bir yoldayız demektir. Anayasa’da garanti alınan ifade ve fikir özgürlüğü maalesef siyasilerin oylarına kurban gitmiştir.

Basında sıkça konu olan Surinam gezinizle alakalı izlenimlerinizi alabilir miyiz?

Aslında Selçuk Bey’le seçimlerden önce böyle bir planımız vardı. Hollanda’nın sömürgesi altında bulunmuş olan ülkeleri ziyaret etmek ve oradaki Hollanda varlığını gözlemlemek istiyorduk. Endonezya, Hollanda Antilleri, Güney Afrika, Surinam ve Afrika kıyılarındaki Hollanda’nın ticari merkezleri hâline gelmiş adaları gezip, görmek istedik. Surinam ile başladık, gerisini de Mevla’m izin verirse, ömrümüz yeterse gidip görmeyi düşünüyoruz.  Surinam, Hollanda için önemli bir ülke. Şuan iki ülkenin diplomatik ilişkileri çok kötü bir durumda. Sürekli konuşulduğu için de biz “kendi gözümüzle görmek ve sorunların kaynağını bilmek istiyoruz” dedik ve ziyaret ettik.

5 gün sıkı bir çalışma programı uyguladık. Arkadaşlar, Brezilya sınırına, güneye gittiler. Ben de, batı sınırına gittim. Paramaribo içerisinde farklı kurum ve kuruluşlarla görüşmeler yaptım. Parlamentoyu ziyaret ettim. 51 milletvekili ile küçük bir binada ülkeye hizmet veriyorlar. Doğu sınırına da gittim. Pek çok deneyim ve gözlemle döndük ama beni en çok etkileyen şey şu oldu: 600 bin nüfuslu bir ülke. Bir kesimi Afrika’dan getirilmiş. Bir kesim insan Hindistan’dan getirilmiş. Çin’den, Endonezya’dan gelenler olmuş. Gelenler ve getirilenler orada birleşmiş ve orayı yurt edinmişler.

1667 yılında Hollandalılar ve İngilizler arasında yapılan bir savaş sonrasında o zaman adı New Amsterdam olan New York’u, İngilizlerle Surinam karşılığında değişmişler ve Hollanda Surinam’a sahip olmuş.

Çok verimli toprakları var. Hollanda o verimli topraklara, binlerce dönümlük arazi hâlinde işlerlik kazandırmış. O topraklarda şeker pancarı, kahve çekirdeği ve kakao yetiştirmiş. Bunları üretmek için Afrika’dan köleler getiriyorlar. Batı Afrika’dan köleleri gemilerle Surinam’a götürüyorlar. Ve bunun ticaretini yapıyorlar. Her tarlada 300 civarında köle çalıştırıyorlar. Hiçbir hakları yok tabi ki. İş yapmazsa, kaytarırsa, kaçmaya kalkarsa, ölüm dâhil ceza metotları devreye giriyor. Bunları biliyorduk ama, bunları olayların yaşandığı yerde görünce, bazı meseleleri daha iyi anlıyorsunuz. Tarihinde bu tür sömürgeleri olan Hollanda’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin geldiği refah seviyesinin nerelere dayandığını görünce içiniz sızlıyor. Bu refahın bir kısmı o kölelerin omuzlarında taşınarak buralara gelindi. Yani bu refahın özünde o insanların emekleri, kanları, canları, hakları var.

İşte bundan dolayıdır ki, bu ülkenin, yani Hollanda’nın bir sorumluluğu ve yükümlülüğü vardır. Göz önünde bulundurması gereken bir gerçek vardır. Bu bir “diyet” ya da “bedel” değil, isteyerek yapılması gereken bir yükümlülüktür. Çok acı çektirmişler. O acıyı yaşayanların torunlarını görünce, dinleyince, asırlar öncesinde de kalsa o acı bugün bile hâlâ aynı şiddetiyle hissediliyor. İşte bundan dolayıdır ki, bizim ziyaretimiz günlerce konuşuldu… “İki Türk ile bir Faslının Surinam’da ne iş vardı?” diye soruyorlar. Bizim ortak bir çıkarımız, ortak bir tarihimiz var.

DENK olarak amaçlarımızdan biri de, farklı azınlıkları ve farklı düşünen yerlileri bir araya getirerek bir fark oluşturmaktır. Hollanda’da bu birliktelik ruhunu yeniden inşa edebilmek için, bir Türk vatandaşı olan Tunahan Kuzu’nun, Surinam vatandaşının hakkını koruması, gözetmesi ve vermesi için mücadele etmesi gerekiyor. Tam tersi de olabilir. Bir Surinamlının, bir Faslının bir Hollandalının hakkına sahip çıkması gerekiyor ve bir Hollandalının da, ilke ve idealler çerçevesinde yabancıların, azınlıkların haklarına sahip çıkması, saygı duyması gerekiyor. Biz işte tam da bunları yapmaya çalışıyoruz. yani o “birlik ruhu”nu yeniden inşa etmeye uğraşıyoruz.

Ziyaretimizin temel esprisi, amacı buydu. Çok verimli geçti. Çok şey öğrendik. Ve herkesin, özellikle Hollandalıların Surinam’ı gidip görmeleri gerek.  Irkçılıktan bahsediyoruz, birisinin ten renginden, İsamlofobiden bahsediyoruz dine verilen tepkidir. “Bunun kaynağı nedir?” diye baktığımızda da bir kesim insanın dünyaya bakış açındaki yanlışlığında görüyoruz. Bu bakış açısının değişmesi için de anlayışın, bu mantalitenin değişmesi gerekiyor. Bu mantaliteye sahip bir kesim insan “biz iyiyiz, üstünüz, bize benzemeyen herkes kötü ve aşağıdır” düşüncesiyle bakıyor. Yine bir kesim Hollandalı da aynı şeyleri söylüyor: “Küçük bir ülke olmamıza rağmen 8000 kilometre uzaklıktaki Surinam’a, nüfusu en büyük olan Müslüman ülkesi Endonezya’ya sahip olmuşuz, demek ki biz dünyanın her yerinde vardık, dünyanın merkezi biziz”

Bu mantalite, o “alt kültürü”, o “ezik düşünce”yi oluşturmaya çalışıyor. Buna karşı durmak lazım. Bu oluşumu yıkmak lazım. Bunun için de sağduyulu herkesle bu mücadeleyi vermenin uğraşısı içerisinde olacağız.

(Tunahan Bey bu ara sözünü kesip, parti binasında masa başlarında oturan çalışanların kimliklerini saymaya çalışıyor… “Bakın şu arkadaş, Kolombiyalı, şu Faslı, şu Hintli, şu Surinam, şu Türk, şu Hollandalı… Her kesimden, her ırktan insan var”.

Son sözlerinizi alabilir miyiz?

Hükûmet kuruldu. Ülke ve insanlarımız için hayırlı olsun. Koalisyon protokolünde halka olumlu olarak yansıyacak hiçbir şey yok. Sadece 4 partinin hobilerini karşılayacak yerlere bütçe aktarılıyor.

Bir vizyonu yok. Kısa, orta, uzun vadeli geleceğe dönük hedefleri yok. Ülkenin sorunları nedir, bunlarla nasıl baş edilir, nereden aldık, nereye götüreceğiz, diye bir düşünceleri yok. “2030 yılında Hollanda’yı getireceğimiz yer şurasıdır” diye bir vizyonları yok. Bu yüzden ömürleri de fazla yok.

Bazı partiler tatmin olacaklar. Büyük işverenlerin karnı biraz daha şişecek. Zenginler daha çok doyacak, dar gelirliler, fakirler daha çok zorlanacak. Büyük şirketlere vergi muafiyeti getirilirken, dar gelirlilerin vergi yükü ağırlaştırılıyor.  Kimlik politikaları da iç açıcı değil. Özellikle çifte vatandaşlık için getirilen “sadakat” sorgusu tam bir trajikomedi. Biz bu yanlış gidişata “dur” demek için hem ülkesel hem de yerel bazda mücadelemizi vereceğiz.

Bizler 15 Mart’ta bir tarih yazacağımızı söylemiştik, o tarih yazıldı. Şimdi yazılan o tarih kitabının sayfaları teker teker açılarak bu ülkenin sorunlarını çözmek için okunacak. 21 Mart 2018 tarihinde belediye seçimleri olacak. Tarih kitabının ikinci cildi de o gün yayımlanacak.  Vatandaşın güvenini tutmak, onun güvenini kazanmaktan daha zordur. Bize oy veren vermeyen herkes bilsin ki, bizler inandığımız bir dava olduğu için bunu yapıyoruz… Gecemizi gündüzümüze katarak, kendimizi, ailemizi bazen feda ederek yapıyoruz. Yaptığımız bu fedakârlığı şikâyet olarak anlamayın lütfen, bunu bizler sorumluluk bilinciyle yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz. Üzerimize gelinse de, bizleri yolumuzdan döndürmeye, yıldırmaya, karalamaya, çamur atmaya, öcü olarak göstermeye çalışsalar da, yılmadan, büyük bir azimle, sorumluluk bilinciyle doğruları yapmaya, doğruları söylemeye devam edeceğiz. İnsanlarımız da bu verilen mücadeleyi yakından takip ediyor. Doğruyu eğriyi fark ediyor… Bazıları da bu yalan yanlış söylentiye inanmasınlar, aldanmasınlar yahu!..

Oyuna gelmesinler, birlikte bu oyunu bozalım…

About Dogus