Dünyayı Doğru Algılamak ve Mutlak Hâkim-i  Tanımak!..

Ibrahim-Turgut02

“Kâinatın ve mevcudatın kanunlarını koyan kimdir?” diye sorulduğu vakit, Müslüman tereddüt etmeden, “ALLAH” der. Bu, onun imanının kemale erdiğini gösterir. Aynı zamanda “bilinçli” verilmiş bir cevaptır. Bunun yanında, dinî alt yapı ve kültürünün sağlamlığını da ayrıca nazara verir…

Küçükken Kur’an kursuna gidiyorduk. Orada verilen bilgi, İslam’ı anlamayı bir tarafa, otuz iki farz ve Kur’an’ı öğrenmekten öteye geçmeyen eğitim alıyorduk. Sadece, sözlü geleneğe uygun bir tarzdan ibaretti.

Cumhuriyetin ilan edilişinden sonra, Tevhid-i Tedrisata geçilmesiyle oluşan havanın ve bu bağlamda, vatanın her tarafına yaygınlaştırılmasıyla, eğitim de kalite yerine geriye gidiş hızlanmıştır. Yıllarca dayatılan resmî ideolojinin din anlayışının, korkuya dayalı ve örfe dönüşen bir anlayışla, İslam, ne kadar anlaşılabilirdi?

1950 yılından sonra gelişen İslami duyarlılık ve hassasiyet, 1970’den sonra hız kazanmış ve Arapçadan Türkçeye tercüme edilen kitapların faaliyetleriyle, İslam yeniden, örften asıl olana rücu etmeye başlamış ve güçlü bir cemaatin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu işin bayraktarlığını yapanları minnetle ve hürmetle anıyoruz. Mekânları cennet olsun!..

Bütün bu gelişmeler neticesinde yeni nesil, şunu öğrenmiştir: Allah (c.c), hayatımızın her alanına müdahildir. Sadece bireysel hayatımıza değil, sosyal hayatımızla ilgili de kanunlar koyandır. Namazda okuduğumuz kısa surelerden olan Tin suresinde: “Allah, Hâkimlerin Hâkimi değil midir?” ayetini okuduğumuz hâlde, haşa!

Hayatın bazı alanlarından Rabbimizi tecrid eder bir anlayışa  nasıl geçmeye çalışıyoruz? Anlamak mümkün değildir. Buna İslam’da “iman” değil, “şirk” denilmektedir.

Hakikat, ayan beyan ortadayken, gizemli şeylerin peşine takılmanın, akla ziyan bir iş olduğu, inanmışlar tarafından bilinmesi gerekmez miydi?

Kaf Dağı önümüzde dururken, arkasındaki ve içindekilerle uğraşmak beyhudedir. İslam ulemasının, yeni gelişmeler karşısında, yeni çözümler getirmesi gerekir.

Artık dinîmizi iyi öğrenme zamanıdır. Yanlış eğitimden ve bilgiden meydana gelen gelişmeleri görüyor ve bir Müslüman olarak üzülüyoruz. Her türlü imkânların var olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kendimizi kandırmanın bir anlamı kalmamıştır.

İslam’ı doğru kanaldan öğrenenler, hayata bakışları değişecektir. İnsanlığa hizmet etmenin bir ibadet olduğunu unutmadan, gelecek dünyanın ve insanlığın mutluluğuna katkı sağlamada hazır olduklarını, ibadet şuuru içinde deklare ederek, İslam’ın evrensel anlayışını, ortaya koyacaklardır. Yoksa, Allah katında mesul olurlar…

Her gün sosyal paylaşım sitelerine verdiğimiz zamanın onda birini dinîmizi öğrenmeye versek, hayat anlayışımızın değiştiğini, dünyaya bakışımızın, olayları değerlendirişimizin ve sistemleri algılayışımızın değiştiğini görmüş olacağız…

Mevlânâ’nın, tefekkürle ilgili şu güzel tespitiyle sizleri baş başa bırakarak Allah’a emanet ediyorum…

“Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme, sen dağları seyret. Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset. Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma ay ışığını seyret. Sabret! Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun. Sabret ki her şey gönlünce olsun”.

About Dogus