SEN ve SON

elif bayraktar 02

İnsan, eşrefi mahlukat. Yaratılmışların içinde en değerli ve en kıymetli olanı. Yüce Yaratıcının ‘Biz insanı en güzel şekilde yarattık.’ dediği halife.

Yani Sen! Düşünme erdemine sahip olan kişi. Sen henüz dünya denilen bu yere gelmeden önce, anne ve babanı vesile eyleyerek sebepler perdesinde, müthiş bir kader çizgisiyle, seni yoktan var eden Rabbinin kudretini anla ve idrak et. Anla ki, sen biriciksin. Sen bir tanesin. Bu dünyada senden bir başka daha yok. Aynaya bak ve düşün! Kusursuz yaratmış Rabbin seni. Öyleyse şükrünü eda et.

Rabbin seni insan olarak yarattı. Ve insana bir yük verdi. Öyle ki, o yükü yüklenmeyi sadece eşrefi mahluk olan insan kabul etti. Dağlar, taşlar, yeryüzü ve gökyüzü hiçbiri dayanamadı da sadece insan dayandı. Senin küçücük yüreğin kabul etti. ‘Evet’ dedin. ‘Sen bizim Rabbimizsin işittik ve itaat ettik.’

Sonra başladı dünya yolculuğun. Dünya denilen yere imtihan için gönderildin. Bazen dünya telaşı o kadar oyaladı ki seni. Her şey ağır geldi küçücük bedenine. Bazen sağlığınla, bazen eşinle, bazen anne-babanla, arkadaşınla, akrabanla, bazen de çocuklarınla imtihan oldun. Bunaldığın zamanlar oldu. Ne yapacağını bilemez hâlde çok zaman çaresiz ve yapayalnız hissettin kendini. ‘Ben kuluma şah damarından yakınım.’ diyordu oysa Rabbin. O’nu ansaydın, O’nu hatırlasaydın, sırtındaki vesvese yüklerini, seni kahreden geçmişe ait kederlerini, geleceğe dair bir dünya endişeni, hepsini O’nun takdirine teslim etseydin. Ve deseydin ‘Senden ne gelirse amenna. Kahrında hoş, lütfunda hoş.’ O zaman gerçek huzuru ve rahatlığı hissedecektin.

‘Hasbunallahi ve ni-mel vekil’ diyebilseydin keşke. Benim vekilim Allah’tır. Ben tüm derdimi, tüm sıkıntımı O’na şikayet ediyorum. Her şeye gücü yeten bir Rabbim var. Bana huzur veren sadece O’dur deyip elinin tersiyle itebilseydin dünya zevklerini. Fakat nefsin engel oldu. Şeytan musallat oldu. Daha çok, daha çok arzu ettin her şeyi. Bir evim var, ikinci olsun dedin. Arabalarına ikinci üçüncüyü ekledin. Altınlarınla, malınla, çocuklarının çokluğuyla övünüp durdun. Şeytan gelecek kaygısıyla korkuttu seni. Malından fakire, yoksula veremez oldun.

Sadece gözüyle gördüğüne ve kulağıyla işittiğine inanacak kadar basiretin bağlandı. Oysa İslam dini gayba inanma dinidir. Rabbimiz kitabında hem bu dünyayı, hem de gayb alemlerini anlatıp bize O’na inanmamızı emreder. Ölümden sonrasına, kabir hayatına, sorgu suale, terazi mizana, kevser havuzuna, cennete ve cehenneme inanmayı imanın şartından sayar. Ve bunlara iman, imanın has şartlarından biridir. Sen gafil kaldın, nefsin üste çıktı. Belki inkar etmedin. Ama unuttun!

Allahtan en çok korkanlar, gerçek takva sahibi kişilerdir. Nefsin sana yan çıktı. Belki imanının zayıflığı seni yenik düşürdü çoğu zaman.

Ve sen ey insan! UNUTTUN!

İnsan çok unutkandır, çok nankördür demişti seni senden daha iyi tanıyan Rabbin. Gerçekten nankör mü davrandın sor kendine. Hesap günü gelmeden sor yüreğine.

Kocaman kocaman hayalleri olan, hevesleri olan, arzuları olan sen; ne kadar aciz olduğunu düşün. Rabbine tevekkül etmeden, O’nun yardımı olmadan bir taşı bile yerden kaldıramayacağını düşün.

Ve ölüm. Aklına gelirse, bazen de ölümü düşün! Çünkü o lezzetleri acılaştırır ve seni kendine getirir. Sınırlı sayıda ömrün var senin.

Belki bir kaç yıl daha. Belki yarın. Belki şu an. Sonlu olan dünyada Sonsuz olan Rabbinin rahmetine sığın.

Vakit gelmeden, kıyametin kopmadan tevbe edip sadece O’na aç ellerini. Muhakkak sen bir adım atarsan, O sana koşarak gelecektir. Yüreğin daha önce hiç tatmadığı huzuru hissedecektir. Ölmeden önce, çok geç, eyvah demeden önce, tevbe kapın kapanmadan önce O Rahmanın kapısına dayan. Dayan ki bu dünyadan giderken ahiret defterinin sonuna ‘MUTLU SON’ yazılsın.

 

…..…

About Dogus