Kur’an’ın Penceresinden, Sevgi Kavramını Nasıl Anlamalıyız?

Ibrahim-Turgut02

“Amellerin en üstünü Allah için sevmektir” (Nesâî, “Sünnet”, 2)

Hadis-i Şerif’te geçtiği üzere sevginin (muhabbetin) ölçüsü, Allah için sevmek, amellerin en üstünü olarak tanımlanmıştır.

SEVGİ duygusu, aşk derecesine ulaşan, coşkulu, kişiyi kendinden geçiren, İlahî bir lütuftur. Muhabbetin aşka dönüştüğü an, kişinin kendini kontrol etmesi zordur. Dokunanı yakar. Tıpkı ateş gibi…

Muhabbet, (sevgi) ayarı bilinmediği zaman, kişiyi felakete götürecek kadar gizemli sırlarla doludur. Ancak, mahiyeti hakkında baş vuracağımız kaynak, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerîm ve Peygamberimizin (s.a) Sünnet-i seniyesidir.

Rabbimizin, toplumun en küçük birimi olan ailenin, (sevgi ve saygı) üzerine bina edilmesini, bizden istemesinin en büyük hikmeti, “SEVGİ VARSA HER ŞEY VAR, SEVGİ YOKSA HİÇ BİR ŞEY YOKTUR” hakikati sebebiyle olsa gerek.

Bunun anlamı, muhabbetsiz yapılacak bir evliliğin geleceği olmayacağını ve bu evlilikten doğacak neslin, Allah’ın muradına uygun bir toplum meydana getiremeyeceğini ihtar anlamında İlahî ikazdır.

Burada anlatmağa çalıştığımız, İslami anlamda, “sevgi”nin ne anlama geldiğidir.

Yoksa başka dinlere ve felsefî ekollere mensup olan kişiler sevgiyi, başka açılardan tanımlamalar yapmışlardır. Netice itibariyle, sevgi konusunda ortak yanlarımız bulunmakla beraber, bu bağlamda, İslam’ın farklı olarak “tam anlamıyla” getirdiği sevgi tanımı, inançla irtibatlandırmış olmasıdır.

Muhabbet, kontrollü idare edilmediği zaman, bir yere veya bir çok şeye hasredildiği vakit, farklı fikirlerin ve felsefî gurupların meydana gelmesi kaçınılmaz bir hakikat olarak, tarih boyunca gelip geçmiş ümmetlerde ve topluluklarda görülmüştür.

Her ne kadar hissî ve felsefî olarak izah etmiş olsak da, asıl dinî anlamda “sevgi” kavramının nasıl kullanıldığına bakacak olursak, şu Ayet-i Kerime mevzuyu hulasa etmektedir: “İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!” (Bakara:165).

Ayet, onların Allah’a “şirk” koşarak, bir insanı, bir hayvanı, objeyi (cismi), taşı, demiri, ayı, güneşi, ve yıldızları, puta tahvil ederek, aracılar meydana getirerek, İlahî sıfatları onlara vererek bir inanç oluşturduklarını ve böylece “sevgi” kavramını Allah için kullanacaklarına, sevgiyi bölerek putlaştırdıklarıyla paylaştıklarını nazara vermektedir.

İşte, kaçınmamız gereken şudur ki, günlük hayatımızda, dünyevî olan her hangi bir şeyi severken, sevgimizin tamamını ona vermemektir. Farkına varmadan, sevdiğimiz birini, hanımımızı, çocuğumuzu, arabamızı, servetimizi, Allah’tan daha fazla sevmiş olabiliriz.

Unutmamak gerekir, “SEVGİNİN KAYNAĞI ALLAH’TIR”.

Biz ancak onun için sever, onun için buğzederiz. Ölçümüz bu olursa, bütün bir hayatımıza yansır ve Allah’ın kulları olarak huzura kavuşuruz.

Sevmeyi başarabilirsek, arzu ettiğimiz “SEVGİ TOPLUMUNU” oluşturmamız hiç de zor değildir. Bugün bütün dünyanın muhtaç olduğu en büyük hakikat bu değil midir? Dünyadaki sıkıntıların kaynağı, sevgiyi ve şefkati yaymayı başaramayışımızdandır. Eğer başarabilseydik, sevgi dünyasını kurmuş olacaktık.

Allah Resulü: “ÇOCUKLARINIZA SEVGİYİ ÖĞRETİNİZ” buyuruyor. Bu mübarek sözlerini daha iyi anlıyoruz. Bizleri ona ümmet eylediği için, Rabbimize hamd ediyor Ve sevgi dünyasını kurmamızı, nasip eylemesini diliyoruz.

Böylece bütün bir insanlığın barış ve huzur içerisinde yaşamasını, Yüce Mevla’mızdan diliyoruz!….…

About Dogus