TATİL NOTLAR 2017

Adnan02

Türkiye’den döneli bir haftayı geçti, hamdolsun biz de birçok kardeşimiz gibi sağ salim Hollanda’daki evimize döndük. Ancak, sanki buraya daha tam odaklanamadım gibi. Haftalardır bilgisayardan uzak kaldım ve tekrar klavye ile buluşmak kolay olmadı. Bir ”soğukluk” düşmüş gibi aramıza. Ama bu gün “Bismillah” deyip yeniden klavye başı yaptım. Sizlere; çok sıkıcı olmayacak şekilde az da olsa “tatil”, ya da “sıla-i rahim” izlenimlerimden bahsetmek istiyorum.  Beni Facebook’tan takip edenler bu konuda biraz bilgi sahibidirler ancak paylaşacak epey detay var. Hepsini olmasa bile bazı önemli olduğunu, ya da ilginizi çekeceğini düşündüğüm anılarımı paylaşmaya çalışacağım inşallah…

ÇOK KEYİFLİ BİR GİDİŞ  YOLCULUĞU

Doğrusu son 6-7 yıldır araba ile gitmiyordum Türkiye’ye. Önceki yılların çileli yolculukları düşününce, uçakla gidip Türkiye’den araba kiralamayı tercih ediyordum. Ama bu yıl biraz daha uzun kalacağımı hesaba katarak kendi arabamla gitmenin daha avantajlı olacağını düşündüm; kendi arabamızla gitmeye karar verdik. Hanımla ben…

YOL İÇİN ÇOK İYİ  HAZIRLANDIM

Elbette insana yolda yemek içmek için azık lazım. Ancak bence daha önemlisi yola gideceklerin uzun uzun yürümek veyahut koşmak gibi egzersizler yaparak iyi bir kondisyon çalışması yapması lazım. Uzun yolculuklarda direksiyon başında oturan insanların, bilhassa yaşı ilerlemiş olanların bel ve omuz ağrıları ile karşılaşmaları çok büyük olasılık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yüzden günler önce uzun yürüyüş ve uygun egzersizlerle karın kaslarını bir güzel güçlendirerek hazırlandım. (Ve peşinen söyleyeyim müthiş faydasını gördüm)

Takvim 8 Temmuz 2017’yi gösterdiği gün yola çıktık. İlk hedefimiz Almanya’nın Heilborn kenti. Orada değerli askerlik arkadaşım Seyfettin Kopuzoğlu ile buluşup bir gün sonra oradan üç araba yola revan olacağız. Bizim arabada ben ve hanım. Seyfettin’in yanında 19 yaşındaki ortanca kızı Hilal var ve üçüncü arabada ise Seyfettin’in büyük kızı Tuğba, damadı Mustafa ve sevgili torunu Salih var. Ekibimiz bu kadar olacak.

 

“HEİLBORN BANA YAKLAŞIK 500 KİLOMETRE UZAKLIKTA…”

Kuşluk vakti yola çıktık. Venlo üzerinden 61 numaralı otobandan devam ettik. Bir-iki kısa mola verdik. Almanlar otobanları tamir ederken bazen 5-10 kilometrelik mesafeyi aynı anda ele alıyor. Oldukça daraltılan yolda sürat yapmak mümkün olmuyor. Birkaç kez böyle yerlerden geçtik. Nihayet gün batımına yakın Heilborn yakınlarındaki Donboorn köyüne vasıl olduk.

Arkadaşım sağ olsun bizi güzel bir mangal ziyafetiyle karşıladı. Birlikte yiyip içtik, sohbet ettik ve dinlemeye çekildik.

Ertesi gün sıkı bir kahvaltı yaparak ve uykumuzu da almış bir şekilde saat 09.00 gibi yola koyulduk. Hedefimiz Macaristan’da bulunan, yaklaşık 900 km. mesafe olan, bir Türkün işlettiği bir otel. Rezervasyon yapmadık ama yolda arayıp yer varsa orada konaklamayı planladık.

Çok rahat ve keyifli bir yolculuk yaparak ilerliyorduk. Arabalarımızın içinde bol miktarda yiyecek ve içecek olduğu için atıştırıp gidiyorduk ve zorunlu durumlar dışında pek sık mola verme ihtiyacı duymuyorduk doğrusu.

Yollar sakin olduğu gibi görünürlerde polis falan da yoktu. Önce Avusturya’nın, insanı büyüleyen yol manzaralarını izleyerek devam ettik. Tabi ki, Avusturya için Vinyet almayı ihmal etmedik. Yağış yok, trafik yok…  Saatler sonra Macaristan’a girdik. Macar’ın yolları da gayet güzel ve sakindi. Kısa molalarla iyi yol alıyorduk.

Derken Macar’daki otele 200 km. mesafede bir yere ulaştık. Güneşin batmasına yarım saat kadar bir zaman vardı. Hemen oteli aradık yer olup olmadığını sorduk. Bize telefonda net olarak  “yerimiz var” veyahut “yerimiz yok” demediler. Size bir WhatsApp hattı verelim oradan rezervasyon yapın dediler!.. Tamam dedik. “Arkadaşlar sağlamcı galiba” diye düşündük…

WhatsApp’da bize önce “kaç kişi” olduğumuzu sordular, ikişer kişilik üç aile olduğumuzu ve sadece birinin yanında bir çocuk olduğunu söyledik. Kayıt için bir isim istediler verdik. Fiyatı sorduk söylediler. Bizde bunun üzerine “Tam o vakit birazdan geliyoruz” diye yazdık. Biz yazdık yazmasına ancak onlardan her hangi bir cevap gelmedi. Lakin biz rezervasyonumuzu yaptık diyerek rahat bir şekilde otele ulaştık.

Resepsiyonda bir delikanlı işlem yapıyor önümüzde birkaç kişi var. Ancak işlem yapan delikanlının yüzünden düşen bin parça oluyor. Bazen telefonda biriyle görüşüyor yüzünde acı ifadeler oluşuyor. Karşı tarafa; bizim gibi gelen müşteriye karşı otelde yerin olmadığını nasıl söyleyeceğini soruyor galiba… Ama belli ki, karşı taraf olumlu bir şey söylemiyor olmalı ki, telefonu kapattıktan sonra hayli kızgın bir şekilde homurdanıyor…  Bir ara durduğu yeri bırakıp gitti beş – on dakika sonra tekrar geldi ve suratı hâlâ asık ve kızgın… Uzatmayayım önümüzdeki iki kişiden biri oda alabildi ama diğeri beklemeye alındı ve sıra bize geldi.

İsim söyledik. Bilgisayara girdi, baktı “Kayıt görünmüyor ne zaman rezervasyon yapmıştınız” dedi. “İki saat kadar önce WhatsApp aracılığıyla” dedik.  Daha fazla araştırma gereği duymadan bizi, dışarıda ana girişe yakın köşeden konuşlanmış, masa üstünde açılmış Laptop’dan durumu takip eden mal sahibi ve yardımcısının yayanına yönlendirmeye çalıştı. İtiraz edip “Nasıl olur daha 2 saat önceki bir olay” demeye çalıştım ama genç  “Lütfen siz en iyisi oraya gidin” deyiverdi. İşin içinde bir bit yeniği olduğunu sezinlemekle birlikte çaresiz oraya yöneldik. Masada birkaç kişi vardı. Sorumluyu sorduk. “Buyurun” dediler meseleyi anlattık. “İki saat önce yer arıttık ama sistemde gözükmüyor” dedik. “Nasıl ayırttınız, oda okeyi yaptırmış mıydınız” diye sordular. Dedik yahu iki saat önce biz kimle yazıştık WhatsApp’la? Kim bakıyor o işe? diye telaşlı hâlde sordum. “Ben bakıyorum” dedi,  elli yaşlarında kirli sakallı, birkaç gecedir iyi uyumadığı yüzünden belli olan biri. Ona dönüp “E o zaman sorun nedir. Yerimizi gösterin” dedik. “Siz odayı okeyletmiş miydiniz?” diye yeniden sormaya başladı. “Yahu biz oda sorduk, siz “kaç kişisiniz” diye sordunuz. Biz fiyat sorduk siz söylediniz, üstelik kayıt için bir de isim sordunuz verdik ve de peşinden geleceğimizi söyledik daha nasıl okeylenecek?” diye kızgınlığımı ortaya koydum.

“Siz WhatsApp’a bir daha bakın ONAY var mıdır” diye ısrar ediyor.  Evet, birlikte bir kez daha bakıyoruz tabi ki, onun dediği şekilde bir “Okey” yok. Ama el insaf yani. Biz “geliyoruz” dedikten sonra bize “hayır gelmeyin. Yerimiz yok” diyebilirlerdi.  Anlaşılan orasını bilerek cevapsız bırakmışlar ve bizim her hâlükârda oraya varmamızı sağlamaya çalışmışlar. Bizi orada yedekte bekleme de tutup eğer yer boşalırsa yer vermek niyetiyle veyahut da bizim oraya uğrayıp hiç olmazsa yemek falan yiyerek orada alışveriş yapıp katkı sağlamamızı düşünmüş olmalılar

Doğrusu derin bir hayal kırıklığı yaşadık. Oysa yolculuğumuz nasıl da güzel devam ediyordu. Tabi bizde de kabahat var “Geliyoruz arkadaş tamam mı!?” diye bir defa daha sorabilirdik. Onlarla irtibatı arkadaşımızın kızı Tuğba yapıyordu. Ben olsam belki bu boşluktan “nem” kapar bir daha sorardım. Ancak onlarla irtibatı kuran kızımız,  Almanya’da doğup büyüme ve aklında zerre kadar kötü ihtimal bulunmayan birisi. O buradaki boşluğun ne anlama geldiğini tam kavrayamamıştı. Ama otel sahiplerinin yaptıkları doğru değildi. Yerin olmadığını bile bile bizi oraya yoruyorlardı.

Bu bir manipülasyondu bu dürüst bir davranış değildi. Bize açıkça “Yerimiz şuan yok, ama boşalırsa verebiliriz” demeleri gerekirdi. Bizde ya gelirdik ya da oracıkta bir başka otele bakardık. Tabi netice olarak karşılıklı hoş olmayan tartışma içine girdik. Onlara bunun bilerek bir yanıltma taktiği olduğunu söyledim ve öylece ayrılıp gittik oradan. Orasının hangi otel olduğunu bu yıl gidenler anlamıştır. “Reklam olmasın” diye otelin ismini vermiyorum. İnternetimiz çalıştığı için hemen çevredeki diğer otelleri taradık.

4 kilometre ötede “Orchide”  Orkide adında bir otelde yer bulduk. Bulunduğumuz yerden ayrılırken hemen bir “T” yola geliniyor. Sola devam ederseniz tekrar otobana çıkarsınız, sağa devam ederseniz o yol sizi 4 km. ilerdeki Orkide otele götürüyor. Burası çok büyük bir otel değil ama yeterli. Fiyatı da iki kişilik bir oda 40 avro. Park yeri güvenlik kamerası ile takip ediliyor. Klimalı ve temiz, orta hâlli bir otel. Orada geceleyip sabah kalkıp Allah ne verdiyse masaya serip güzel bir kahvaltı yaparak yola revan olduk.  Doğrusu Türkiye yolunun yarısında yeni evden çıkıyormuş gibi olduk. Yollar oldukça sakin. Yolculuğumuz o kadar güzel geçiyor ki hanımla; “son altı yıldır neden arabayla gitmediğimize” hayıflanıyoruz. Ve bundan sonra Allah ömür verirse, her yıl arabayla gelebileceğimizi bile düşlüyoruz. Yol keyifli keyifli devam ederken bu keyfimizi canlı yayın yaparak sık sık Facebook takipçilerimle paylaşıyorum.

Eşten-dosttan güzel reaksiyonlar alıyoruz bu da bize bir kat daha moral oluyor. Ancak reaksiyonlardan bir kaçı ilginçti. Canlı yayın esnasında hanım gözükmek istemediği için kamerayı tamamen kendime ayarlamıştım.

Nasıl olmuşsa sanki ben sağ tarafta oturuyormuşum hanım arabayı kullanıyormuş gibi bir ters görüntü izleyenlere intikal etmiş. Önümde direksiyonda gözükmüyor bu yüzden takipçiler arabayı hanımın kullandığını sanıyorlar ve “Abi yeter artık yengeyi yorma, sen ne zaman arabayı kullanacaksın” diye mesaj atıyorlar. O takipçilere temin ederim ki, yengeniz ne giderken, ne Türkiye’de, ne dönerken elini direksiyona sürmedi!.. Evet, dönüş yolunda sadece; hani o 10 – 15 saat beklediğimiz kuyruklarda biraz katkısı oldu elbette.

GÜN BATMADAN  SINIRA VARDIK…

Yolların oldukça boş olduğunu söylemiştim. Sadece bu kadar mı? Hayır. Yollarda sanki polis de yoktu. Oldukça süratli gittiğimiz oldu. Hem Macar’da hem Sırp’ta hem de Bulgar’da hiç durdurulmadık. Tek tük polis noktaları görüyorduk sadece. Sınırlarda en fazla yarım saat bekliyorduk. Ve gün batarken Anavatan’a “merhaba” dedik. Orada da en fazla 1 saat kadar bekledik ve artık ülkemizde idik. Yolumuza devam etmeden önce sınırdaki camide akşam namazını eda ettik. Ancak bunu söylemeden geçemeyeceğim: O caminin yanındaki tuvaletler ve abdest alınacak yerler çok berbat bir durumdaydı. İlk intiba olarak hiç hoş değildi.  Yola devam etmeden önce bir istişare yaptık.  Düşüncemizde, Edirne’de yatıp bir güzel dinlenip ertesi gün devam etmekte var. Şimdi devam edip gece yarısı İstanbul’un ne olacağı belli olmayan trafiğine “merhaba” demekte vardı.

İstanbul’da ikiye bölünecektik. Mustafa ile Tuğba Kadıköy’deki amcazadelerine uğrayıp orada kalacak. Biz de asker arkadaşım, onun diğer kızı ve biz Pendik Esenyalı’da bulunan bizim fakirhaneye gidecektik. Uzatmayalım sonradan “Yanlış” olduğu ortaya çıkan bir karara vardık. Yani hemen devam etmeye karar verdik. Nasıl olsa yollar sakin. En fazla birkaç saatlik yolumuz var, diye düşündük…

(Devam edecek…)

About Dogus