HASBİHÂL

Mehmet sukru Oflaz 02

“Gölgesi Olmayan Çınar” başlıklı yazı hakkında ayaküstü birkaç kelam etmiştik. İhtiyarlarımızın örnekliğinin bitmek üzere olduğunu, gençlere yakışacak hareketlere bulaştıklarını ve akıllı telefonlara mahkûm olmaya başladıklarını anlatmaya çalışmıştım. Anlaşılmayan yerler vardı ise benim kabahatim. Belki de buradan biraz daha açarak devam edebiliriz…

Geçenlerde şöyle bir hadis okudum; Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) şöyle buyurdu: “Müslüman, harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu inşaat işi hariç.” (Buhârî,Marda 19, Da’avât 30, Rikâk 7, Temennî 6;  Müslim, Zikr 12, Nesâî, Cenâîz 2).

Dikkatimizi çekmesi gereken bir hadis. Şimdi bu hadisi sadece inşaat yapmaya hasredersek, püf noktasını kaçırmış oluruz. Biraz geniş düşünebilmeliyiz. Bu dünyada yaşıyor olmamızın  omuzlarımıza yüklediği sorumlulukları, ahlâkı birinci sıraya koyarak yerine getirmeliyiz. Sorumluluk, yani mesuliyetimizi, ahlâkımızı, gerçekleşmesine bel bağladığımız davamızı bir kenara koyarak, inşaat işine girersek, kaybedeceğimiz ebedi hayatımızdır. Tamam, bunlar biraz afili cümleler, kabul. O zaman şöyle bir adım daha atalım ileriye…

Sevgili Mustafa,

İnsanın en kıymetli değeri özgürlüğüdür. Bu çağda pek çok değerimiz tehdit altında ama en çok özgürlüğümüz tehlike altında. Bilerek veya bilmeyerek buna biz de katkı sağlıyoruz. Arı duru bir zihnimiz yok. İşgal altında zihnimiz. Tepkilerimiz de o şekilde anlaşılır değil. Bu işgalin araçları var. Onların en başında sosyal medya ağları ve elimizde düşürmediğimiz akıllı telefonlar. Biraz abartıyor muyum ne dersin. Etrafımıza bakalım, bilinçli bir şekilde başını sosyal medya ağlarından kaldırıp, gökyüzüne bakabilen, bir elmayı cemal nazarıyla seyredebilen ve hayret edebilen bir kişi görebiliyor musun? İşte tam burada ihtiyarlarımız bize örnek olacakken, onları da kaybettik. Onlarda akıllı telefonlarla meşguller.

Durum böyle, bizler nasıl bir yol takip edeceğiz. Bizlerde teslim olacak mıyız? Bunun cevabını verebilmeliyiz. Burada bize yardımcı olacak şey, bir davamızın, bir yolumuzun olmasıdır. Dert sahibi olmalıyız. Gerçekleşmesi için çabalamamız, ter ve gözyaşı akıtmamız gereken bir yolumuz olmalı. Yürüdüğümüz yola uygun bilgi ve ahlâk donanımına sahip olmalıyız. Göklerle ilişkimizi kesmemeli, bu ilişkiyi kesebilecek hâllerden ve araçlardan uzak durmalıyız. Bilmemiz gereken bir şey var ki, bu dünyaya yalnız geldik yalnız gideceğiz.

Arkadaşım Mustafa,

Bir de yazının dağınık olduğunu söylemiştin. Evet doğru, dağınık. Bam telini bulmak, işe yarar kelam etmek inan ki çok zor. Hayatın içinde nefes alabilecek alanlar çok az. O azlığın içinde nefesimiz bu kadarına yetiyor. Yukarda ki hadisi okuyup, kendimi o yanlıştan nasıl uzak tutacağımı düşünürken, zaman geçiyor. Tedirgin oluyor insan.

Dağınık yazıyı, okuyanlar bir araya toplasın. O kadarını hak ediyor herhâlde…

O günkü sohbetimizde söylediklerin hakkında bunları aklımdan geçirdim, şimdi yazıya döküyorum. Abidin abi her defasında “yazıları vaktinde ulaştırın” diye uyarıyor bizi. Biz bu işlerin erbabı değiliz. Ama cüret ediyoruz. Yazmaktan başka, kaçacağımız başka bir alan yok. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;/ Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!”

About Dogus