Cemaat Anlayışımız ve Taassub!..

Ibrahim-Turgut02

İslam’da “cemaat” kavramı denilince, lügatte şu ma’na anlaşılmaktadır: Herhangi bir yerde, bir araya gelme, toplanma veya özel mekânlarda bir araya gelmek. Mescitlerde, namaz kılmak için gelen ve imamın arkasında saf bağlayan kalabalığa denir.

Diğer bir anlamı ise: Aynı ideal ve aynı gaye etrafında toplanan ve bir disiplin içinde, kişilerin meydana getirdikleri organizasyona denilmektedir.

Geçmişte var olan bu tür kurumların varlığı bilinmektedir. Ancak, gelişmiş değillerdi. Bugün içinde bulunduğumuz asırda cemaatler, son derece gelişmişlerdir. Her konuda veya fikirde farklı cemaatlerin oluştuğunu görmek mümkündür. Her birinin farklı savlarının bulunduğunu ve diğerlerinden daha gerçekçi olduklarını, her fırsatta insanlara deklare ediyorlar. Bu cemaatler, hem dinî ve hem millî (yerli) olarak, yaşamlarını sürdürmektedirler.

Dinî anlamda var olan hayır kurumları, diğer yapılardan daha güçlüdür. Bunların faaliyetlerinde, maddî çıkar elde etme gibi bir amaca yönelik hizmetleri doğru değildir. Diğer kurumlar ise, dünyevî ve maddî endişeler üzerine kurulmuştur. Bunların faaliyetlerinde, kazanmak veya kaybetmek vardır. Ancak dinî cemaat ve kurumlarda, kaybetme endişesi yoktur. Hem bu dünyada ve hem ahiret hayatında kazançlı olduklarına inanmaktadır.

Dinî cemaatlerin topluma yönelik yaptıkları çalışmalar, takdire şayandır. Yanlış olan, her cemaat kendini diğerlerinin üstünde görmesidir. Bunun takdirini Allah (c.c) yapar. İstikametleri, Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre ayarlanmışsa, ne mutlu!

Burada şu gerçeğin altını çizelim: Hayırlı işlerin yürütülmesi adına, bu tür kurumlar, yardım faaliyetleri kapsamında, toplum kesimlerinin alt gurup (düşük gelirli) insanlara da maddî destek sağladıklarını da unutmamak gerekir.

Buraya kadar her şey güzel. Ancak, cemaat fikriyatını benimsemeyen insanları dışlamaları, İslam kardeşliğiyle yakından ve uzaktan hiç bağdaşmadığını söylemek gerekir. “Bizden olursan ihvan, başka bir cemaatten olursan düşman” ilkesini işletir bir biçimde, aralarına katıldığınız zaman hissedersiniz.

Manalı bakışların ve mimik hareketlerinin, sizi rahatsız ettiğini hemen anlarsınız.

Size karşı ön yargılı olduklarını hemen seziyorsunuz.

Bu ise, bir araya gelerek hasbihâl etmeyi geciktiriyor. Bazı özel günlerde ziyaret etmenize rağmen karşılık bulmayınca, gitme arzunuz ve isteğiniz ortadan kalkıyor.

Elbette bundan doğacak dinî sorumluluğun vebalini onlar çekecektir.

Bütün bunlar, İslam’ın, Kur’an’ın ve Sünnetin ruhuna aykırı davranışlardır. Peygamberimiz bir hadislerinde, mümini şöyle tarif eder: “Mümin, insanları karalayan, lânet eden, kaba ve kötü sözlü, hayâsız birisi olamaz.” (Tirmizi: İyilik Bahsi)

Hadisi şerifte “İNSAN” sözcüğüne dikkatinizi çekmek isterim…

Sadece müminlere değil, diğer inanç guruplarına ve bütün insanlara aynı ölçüde davranılmasını, insanları karalamaktan, lanet okumaktan, kabalıktan, kötü sözlü olmaktan, hayasız olmaktan, menediyor.

Mevzumuzla ilgili ayetler ve hadisler çoktur. Biz bu makalede, günümüzde canlı yaşanan bu tür hadiselere parmak basarak, insanların malumat sahibi olmalarını ve böyle bir olayla karşılaştıklarında, nasıl davranacaklarını en azında bilmelerine katkı sunmaktır.

Özellikle Avrupa’dan bahsedecek olursak, yaşanan bu tür hadiselerin canlı şahidi olarak şöyle bir misalle anlatmak mümkün: Yukarda ifade ettiğim gibi, zaman zaman kendi cemaatimizin dışındaki cemaatleri ziyaret ederek hâl hatır sormayı, İslam kardeşliğimizin bir mecburiyeti olduğuna inanarak, ziyaretlerde bulunmayı, dava bilincimizin gereği olarak yapmaya çalışırız.

Mescide namaza giriyorsunuz İmam yok. Sünnetler kılındıktan sonra, farza kalkıyorsunuz. İmamlık vasfını taşıdığınız için, dînen ve fıkhen sizin öne geçmeniz gerekirken, imameti size vermiyorlar, çünkü o cemaatten değilsiniz.

Cemaatin içinden biri kalkıyor ve öne geçiyor. İftitah tekbirini alırken işin ehli olmadığını hemen anlıyor, fakat -cemaatten ayrılmak şık olmaz deyip-kılmakta olduğunuz namazın, olmadığını bile bile o şahsın arkasında namazı bitiriyorsunuz.

Cemaat taassubunun, dînin önüne bilerek veya bilmeyerek geçtiğini görüyor ve üzülüyorsunuz.

Oradan ayrıldıktan sonra, olmadığına inandığınız namazınızı, iade etmeniz gerekiyor.

Bütün bu olaylar, cemaat taassubunu göstermesi açısından keyfe kafidir.

İslam kardeşliğine, cemaat olma anlayışına, aykırı davranışlar teşkil ettiğini bilmemiz gerekmektedir. Bir cemaatin çokluğu, onun haklılığını göstermez.

Allah cümlemizi kendi muradına uygun davranmayı ve hayatını bu minval üzere, insanlığa hizmet ederek sonlandırmayı, böylelikle cennete dâhil olmayı nasip etsin!.. Amin!..

About Dogus