Vira Bismillah!..

Zeynel abidin Kilic 02

Vira Bismillah!..

 

“İki bayram arası düğün olmaz” diye rahmetli babam, bayramdan iki gün önce, Ramazan ayının son günlerinde düğünümüzü yapmıştı.

Düğünü iptal ettirmek için köyü terk etmiştim, ama babacığım, bensiz de olsa, düğünü yapmaya, gelini eve getirmeye kararlıydı.  Gelinden önce eve gelmek durumunda kalmıştım. Ben de bu yıl memlekete gidemediğim, sıla-i rahim yapamadığım; kimsenin de gitmesini istemedim için “iki bayram arası izin olmaz” diye bir fetva arayışına girdim; lakin elim boş döndüm…

İki bayram arası düğün de, izin de olurmuş… Güzel de oluyormuş, bak, gittiniz, gezdiniz, gördünüz ve tabir-i caiz ise yenilenerek döndünüz… Hepinizin, gönlünüzce bir izin yapıp dönmüş olmanızı diliyorum… Siz yenilenirseniz, enerji depolarsanız, etrafınıza da yansır, bu da bir şeklide bizi bulur.

Efendim, sizler güneş, deniz, kum gibi nimetlerden istifade ederken, oralarda yiyip, içip, gezip eğlenirken, dostlarla sohbet ortamlarında şarj olurken; bizler burada hiç dinmeyen yağmuru evin penceresinden seyrederek yolunuzu gözledik. Paslandık, evde oturmaktan kilo bile aldık. 37 yıl önce geldiğim gün de hava yağmurluydu, inanın bu yazıyı yazdığım saatlerde de yağmur yağıyordu…

Siz yokken buralarda çok fazla bir değişiklik olmadı. Hükûmet hâlâ kurulamadı. Kimlerin âhı tuttu bilmem.  Hani bizim Maarif Nazırımız, zamanın Millî Eğitim Bakanı, “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” buyurmuşlar ya, aynen onun gibi, göçmenleri muhatap listesinden çıkaran siyasilerin de hükûmet kurmasına, idare etmesine gerek kalmadı. Bu işler hükümetsiz de götürülüyormuş bak, bizler olmayınca…

Bu ülkede artık bir “fazlalık”, bir “yük” olduğumuzu duyduğumuzdan beri anavatana gidiş yolları daha çok aranmaya başlandı.

Herkes, her zamankinden daha çok fırsat kolluyor, kaçış yolları arıyor.

Türkiye’den dönenler ise, insanlarının pek çoğunun ahlâk erozyonu ile çamura belendiğini, bu yüzden de buradan gidenlerin orada bir yaşam inşa etmekte zorlanacağını söylemekteler. Bu durum da gitme planları yapanları korkutmakta, yollarını kapatmakta. Her iki durumda da herkes için hayırlısını dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Kendimizi savunmaktan da artık gına geldi. İşlenen bir cinayetten, yapılan bir soygundan, yakılan, yıkılan bir mekândan, atılan bir bombadan, intihar eylemcisinin yaptıklarından hesaba çekilmekten ve bunlarla ilişkimizin olmadığını söylemekten, sürekli savunmaktan bıktık artık…

“Biz” ve “onlar” gibi bir ayrımı yapmaktan sürekli kaçındım ama ne yazık ki, onlar bizi görmek istedikleri gibi görecekler ve böyle de anlamaya, konumlandırmaya devam edecekler…

Yumurtalardaki ‘zehir’ olayını duymuşsunuzdur. Bu olay bana nedense, ‘domuz ve kuş gribi’ gibi hadiseleri hatırlattı. “Birilerinin ellerinde aşı filan mı kaldı?” diye bekledim, henüz çıkmadı kimse ortaya. “Zehirli kodları pazarlayanların, büyük patronlarla bir dalaşması mı oldu” diye düşündüm, bir duyum alamadım. Yani demem o ki, bu gibi yaygaraların arkasından hep bu gibi densizlikler çıkıyor. Ya üretici diz üstü çökertiliyor, ya da tüketici bu dalaşmanın bedelini ödemek zorunda kalıyor…

Yayın yönetmenimiz Adnan Şahin Türkiye’de, izinde. İdareyi oradan yapıyor. Bu sayı için köşesindeki boşluğu doldurmamı istedi. Çok zor bir görev. Ama “talimatına da uymak gerek” dedik ve sizlerle bu ay muhabbet etme imkânı doğdu…

Yazarlarımız sağ olsunlar, izinlerinden feragat ederek yazılarını vaktinden önce gönderip, bayram öncesi gazeteyi çıkarmamıza katkı sağladılar. Bu sayımız daha çok haber ağırlıklı oldu. Doğuş gazetesinin ayrıcalığı, onun dosya olarak işlediği konulardı. Bu sayıda manşeti Kudüs gezisine ayırdık. Yazarımız Sevgili Recep Soysal, tam da olayların başladığı günlerde Filistin gezisi için yollardaydı. İzlenim ve gözlemlerini sizlerle paylaştı, ilgiyle okuyacağınızı umuyorum.

Bu sayıda aramıza bir misafir yazarımız katıldı. Latife Uğur.

Latife Hanım, ölmeden önce ölmenin, nefisle mücadeledeki başarının bize kazandırdıklarına dikkat çeken sürükleyici bir makale kaleme almış.

Bu kardeşimize aramıza hoş geldiniz diyorum. Esma Küçük Hanım, ebeveynlerin önemli bir sorununa uzman diliyle neşter vurmaya çalıştı yazısında. Reyhan Şeker Hanım, “ibadet ve niyet ilişkisi” üzerinde durmuş makalesinde.

Talha Yıldız, Hollandaca olarak kaleme aldığı makalesinde, Türkiye’de, İslam Hukuku’nun kaldırılması sürecini işledi.

Ergün Madak, Türkiye ziyareti sırasında yaşadıklarını bir gözlem niteliğinde paylaşıyor bizlerle.

Hüseyin Kerim Ece Hocamız, Kurban Bayramı sayımız olması münasebetiyle, kurbanın, dinî, kültürel ve toplumsal anlamına vurgu yaparak, kafalarda oluşan sorulara cevap vermeye çalışıyor makalesinde. Elif Bayraktar Hanım, Peygamber Efendimizin örnek ahlâkını yaşadığı birkaç hatırayla bizlerle paylaşıyor. En çok ihtiyaç duyduğumuz ve güzel ahlâkı oluşturan o duyguları tekrar kazanmamız, bu dünyayı yaşanılır kılmak için tek çaredir aslında.    İbrahim Turgut Hocamız, Kur’an ekseninde insanı incelemeye ve insanların son zamanlarda İslam’a verdikleri zararları işledi yazısında.

Meryem Özdemir ise, araştırmacı ve toplum uzmanı kimliği ile Hollanda’nın son zamanlarını analiz eden özel bir yazı kaleme aldı. Makale, “Hollanda’da neler oluyor?” sorusuna cevap niteliğinde.

Almanya menşeli Perspektif Dergisi için görüşlerini ifade eden CMO üyesi, eğitimci Halil İbrahim

Karaaslan, Avrupalı Müslümanların yaşadıkları ülkelerden ve o devletlerin Müslümanlardan beklentilerini serdetmiş görüşlerinde.

Mehmet Şükrü Oflaz, “Gölgesi Olmayan Çınar” başlıklı yazısında, çocukların, gençlerin önüne bilgi ve tecrübeleriyle aydınlık bir yol çizecek olan ulu çınar, yaşlıları ve onların pozisyonlarını değerlendirmiş ve sonucu başlıkla ifade etmiş: “Gölgesi Olmayan Çınar.” Murat Altun Hocamız da dünyayı kana ve karaya boyayan ve her gün biraz daha eksilen insanlardaki “merhamet” duygusunu işledi yazısında. İyi okumalar……

About Dogus