Sakin Şehir, Sakin İnsan veya TOKİ Zihniyetimiz

Mehmet sukru Oflaz 02

“Sakin Şehir” diye bir kelime var. 1999 yılında İtalya’da birkaç belediye bir araya gelerek küreselleşmenin şehirlere yaptığı tahribatı engellemek için bir birlik oluşturmuşlar.

Ortaya 7 kriter koyarak buna uyanları birliğe kabul etmeye başlamışlar.

Bugün 28 ülkede 182 üyeye sahip. Hollanda’da Midden-Delfland , Alphen-Chaam, Borger-Odoorn şehirleri var. Türkiye’de ise Akyaka-Muğla , Eğirdir-Isparta, Gerze-Sinop, Gökçeada-Çanakkale, Göynük-Bolu, Halfeti-Şanlıurfa, Perşembe-Ordu, Seferihisar-İzmir, Şavşat-Artvin, Taraklı-Sakarya, Vize- Kırklareli, Yalvaç-Isparta, Yenipazar-Aydın, Uzundere-Erzurum bu birliğe kayıtlıdır.

 

Ortaya koydukları 7 kriter şunlar:

1- Çevre politikaları 2- Altyapı politikaları, 3- Kentsel yaşam kalitesi politikaları, 4- Tarım, turizm, esnaf ve sanatkarlara dair politikaları, 5- Misafirperverlik, farkındalık ve eğitim için planlar, 6- Sosyal uyum, 7- Ortaklıklar.

 

Bunu niye konu ediniyoruz: Nihayetinde TOKİ zihniyeti ile mesken ihtiyacımızı gideriyoruz. Sakin bir şehir sakin insanların şehridir.

Bu “sakin” kelimesi önemli.

Kitap’ta “sekinet” kavramı var.

İnsanın iç durgunluğunu, berraklığını ifade eder. Mesken, işte bu sekinete ermiş insanların inşa edebildiği mimari ürünü ifade ediyor. Sekinet kavramı sünnete bağlı bir kavram.

Sünnet kavramının bir anlamı da “fıtrat”tır. Dolayısıyla mesken veya mimari fıtrata uygunluğu nisbetinde meskendir veya mimaridir.

Öteki türlü modern hapishanelerdir. Dünyada ortaya koyduğumuz her çaba sahip olduğumuz zihniyetin göstergesidir.

Zihnimiz, iç dünyamız, estetik kaygımız ne ise, hangi kıvamda ise dışa yansıması o şekildedir. Buradan ne kadar fıtrata yakın, ne kadar uzak olduğumuzu görebiliriz.

Çocuklarımız okul tercihlerinde paraya kolay ulaşabilecek alanları seçiyor. Bunu biz onlara dikte ediyoruz. Zira aç kalma korkusuna sahibiz ve çocuklarımızı da bu korkuyla yönlendiriyoruz. Hollanda’da cami mimarimizi ele alalım. Medeniyetimizi yansıtan, fıtratı önceleyen, güzelliğin ortaya çıkmasına zemin olacak bir tavır geliştiremedik.

Meydan okuyan, nefsi ön plana çıkaran, derme-çatma, bölmeli bir zihniyetin zamansız duygu patlamalarının tezahürleri hâlinde ortada duran cami mimarimiz var. Şu anda sahip olduğumuz örnekler bunu gösteriyor. Mesela bir mimarımız yok. Çocuklarımızı “mimar” yerine, “müteahhit” olmaya teşvik ediyoruz.

 

“Sakin Şehir” kavramından bizim payımıza düşen kısmının başlangıcı, sakin olmaktır. Sakin olmalıyız, zira öleceğiz. Acele ettikçe pek çok şeyi ıskalıyoruz. İnsan olmaklığımız tek başına büyük bir iddiadır. Her iddia ispatı gerektirir. Kimliğimizin, kültürümüzün kadim çözümlemelerini öğrenmek, güncellemek ve insanlarla paylaşmak zorundayız. Kermes günleri başımıza bir kırmızı serpuş geçirmek, nargile yanında ve kahve ile arz-ı endam etmek, kültürümüze sahip çıkıyoruz demek değildir. “İstanbul güzel, rakı güzel, şiş kebap çok güzel” bizi anımsatan bir ünlem olmuşsa, hâlimiz çok kötü demektir.

Şimdi bu işlere bir çeki düzen vermeliyiz. Bunu bizim yapmamız lazım. Yani kuru gürültü ile değil, sloganlarla değil, hamasetle değil, bilinçle bu görevi omuzlarımıza almalıyız. Bizden istenen budur.

Bu ülkede elli yıllık mevcudiyetimizin devam ettiği bu demlerde bizler, bütün yollar yürünebilecek yollardır diyorsak, bilmeliyiz ki yolumuzu şaşırmışız demektir.

Hz. Yunus Emre (k.s) ne güzel demiş: “Yol odur ki doğru vara / Göz odur ki Hak’kı göre…”

Mesela Yunus’a kulak vermekle yola girebiliriz…

About Dogus