Maskeli Balo

Mehmet sukru Oflaz 02

“Mensubiyet, mesuliyettir” diye bir söz var. Tercih etme hakkımızın olmadığı mensubiyetlerin dışında, bilinçli tercihimizle seçtiğimiz mensubiyetlerimiz, bilinçli seçimimiz sebebiyle bizlere mesuliyet yüklemektedir. Bizler bir kültürün, yetişme tarzının şekillendirdiği varlıklarız. Tercihlerimizde bu en önemli etkendir. Mesuliyetlerimizin farkında olmak ve yerine getirmek için gayret sarf etmek bizi ahlâklı kılar. Ahlâklı oluşumuz ise fıtrata yakın oluşumuzu beraberinde getirir. Hayatımızda başımıza gelen sınamalar, ne kadar ahlâklı olduğumuzu bize göstermek için başımıza gelir. “Allah şahit kılmış ruhu bedene/Kimseyi kimseden sormamak için.” diyor Neşet Ertaş.

Her insan kendini ifade ederken bir dil kullanır. Dil, bir zihniyete zihniyet ise bir zihne akla/tasavvura işaret eder. Kullandığımız dil zihnimizin/zihniyetimizin ne olduğunu ele verir. Zira, her söz söyleyenin izini taşır. Burada dikkat edeceğimiz şey, mensubiyetimizin dilden, dilimizin de mensubiyetimizden ayrılmayacağıdır. Arı-duru bir kafa ve gönül dünyasına sahip bir insanın en belirgin özelliği  ferd olarak bir bütünlük göstermesidir. Bu bütünlük, parçalar arasında rabıtayı sağlam tutabilmekle mümkündür.

Kendi içinde farklı, dışarıda farklı, iş yerinde farklı, okulda farklı davranışlar sergileyen insan şahsiyetini kaybetmiş insandır. Biraz daha özelleştirelim… Bilgisayar arkasında, sosyal medya ağları üzerinden gayet cengaver ve cesur, alabildiğine farklı ve düşük bir dil, insanlarla münasebetlerinde ise taban tabana zıt, başka davranışlar sergiliyorsa, burada söylenebilecek şey, iflas etmiş bir şahsiyettir. Ferd olamamış, bilgi ve kültür olarak bir çizgi tutturamamış insanlar, bölmeli şahsiyetleriyle ortalıkta gezmektedirler. “Ayrık otları” olarak ifade ediliyor bu tür insanlar. Fakat bu vaziyet yaygınlık arz etmektedir. Tehlike buradadır.

Harem-i Şerif’te sevgilisine Batı usulü serenatla evlenme teklif eden insanlar, hangi duygu ve düşüncelerle bu işi eylemişlerdir. Yani bugün umreye gidenler, nelerine maske olması için bu işi yapıyorlar. Yani maske. âdeta insanımız maskeli balo bir hayatı kabullenmek üzeredir.

Elbette ki bu duruma bir anda gelmedik. Bunun çeşitli sebepleri vardır ve bu konu hakkında düşünmeyi önemsemeliyiz. Burada, takip edebileceğimizi düşündüğüm üçlü sacayağı var:

  1. Amentü bilinci
  2. Teklifimizin ne olduğu
  3. Temsiliyet…

Tabi bu kavramların açıklaması yazının sınırlarını aşar. Fakat neye “iman” ettiğimizi, “amentü” dediğimizde neyi kastettiğimize dair sarih bir alana sahip olmalıyız. Yani “amentü” dedikten sonra, hayatımız buna şahitlik etmeli, elimizden sadır olanlar bizi yalanlamamalıdır. Maske derken bunu kastediyorum. Teklifimiz nedir diye kendimize sorduğumuzda işi tarihe ve özellikle hamasete havale etmek, söyleyecek sözümüzün olmadığının alametidir. Teklif meselesinde, işi manevîyat ile hayattan kopartmamak gerekir. Yani Hz. Peygamber (AS), Mekke’den Medine’ye hicret ederken bütün maddî imkânları kullanarak tedbirlerini almış ve o şekilde yola çıkmıştır. Hz. Ömer (ra) efendimiz ise meydan okuyarak yola koyulmuştur. Ondan sonra  oluşu Kadir-i Mutlak’a havale etmişlerdir. Maddîyatın bittiği yerde manevîyatın başlayacağı, birbirinden ayrılmayacağını unutmamız gerekir.

Temsiliyet konusu ise önceki maddelerle at başı yol alır. Temsil etmediğimiz bir amentü, sıkıştığımızda ilk terk edeceğimiz düşünce veya inanç, kuru gürültüdür.

“Amentü” diyoruz ve fakat temsil etmiyoruz. Büyük büyük cümleler kuruyoruz , fakat gerekleri hususunda  kayıtsız kalıyorsak, ortada amentünün şekillendirmediği bir hayat var demektir. Duvarına karınca duası, bereket duasını asıp altında zekat vermemek için kırk takla atan bir insan bile isteyerek kendini kandırmaktadır. Ezcümle temsiliyet amentümüzün hayatımızda karşılık bulması demektir. Zira biz bu dünyada ne ekersek  onu biçeceğiz.

“Mensubiyet, mesuliyettir” terkibi bugün daha çok üzerinde durmamız gereken bir konu. Ertelememek gerekir. Popüler kültür ve politik tartışmaları, hamasetle yürüyen bir tarih anlayışı, dizilerle şekillenen tepkiler, hikmetten ve bilinçten uzak bir dil, uçuruma doğru giden akışı hızlandırmaya yarayacaktır.

 

Karamsar olmak mümkün, insanlardan ümidimizi kesmek mümkün, fakat Allah’tan ümidi kesmek haramdır. Bakıyoruz, gözlerimiz neler görecek diye…

 

About Dogus