İncelikli Duyarlılık, Özverili Kaçış

Mehmet sukru Oflaz 02

Başlıktaki “incelikli” kelimesi yerine “devrimci” kelimesini yazmıştım. Sonra, bu yazıyı okumadan çöpe atacakların sayısının fazlalığından ürkerek başlığı değiştirdim. Dile sadakatin dine sadakatle aynı olduğuna inananlardanım. Düşüncemizin feraseti dilimize –kelimelere – olan vukufiyetimizle alakalı. Dolayısıyla ne ve nasıl konuşuyorsak, zihniyetimiz de odur.

Müslümanların bilime, sanata vb. katkılarını saymaya başladığımızda bundan büyük bir zevk aldığımız kesin. Tarihteki bu katkıların devamlılığı konusuna gelince, işi sıradan politik alana havale ediyoruz. Şimdi kim kalkıp da kitap okumayı ve düşünmeyi, sonrasında güzelliğin gerçekleşmesi için harekete geçmeyi göze alabilecek. Bunun konforumuzdan fedakârlık yapmayı gerektirdiği herkesin malumudur. Ama kimse bunu göze al(a)mıyor. Burada ki sıkışmışlık hissini, rahatsız edici bu hissi yok etmek için, Allah’a sığınıp gözlerimizi,  kalplerimizi ve aklımızı hakikate açmasını isteyecekken, işi politik dedikodulara havale edip, kör dövüşüne girişmekteyiz. Toplumumuzun genel kültür seviyesini şekillendiren etkenlerin en başında diziler gelmektedir. Epey zamandan beri insanlarımız hayatın akışını ve vicdanlarını diziler üzerinden takip ve temizleye çalışıyorlar. Bunun üstüne birde sosyal ağlar üzerinden yapılanlar eklenince, ortaya çıkan tablo “barbarlık” boyutlarına varmaktadır.

Bir edebiyat sözlüğünde barbar kelimesi şu şekilde açıklanmakta. Barbarizm (Fr.Barbarisme):

  1. Bir dile yabancı olan sözü kullanmak.
  2. Morfolojik yapısı (kelime yapısı) bozuk olan sözü kullanmak.
  3. Dil duygusuna aykırı her çeşitten söz, türetme ve deyim kullanmak.

Şimdi mesela uyuşturucu ağına düşen insanların hâllerini, “aman ne güzel olmuş, ne mutlu işte ağa düşmüşler” diye kutlamıyorsak, sosyal medya ağlarına düşmüş insanların hâllerini normal görmemiz nasıl mümkün olabilir.

Kemal Sayar Bey, İzlenim dergisinin ilk sayısında “Dilsiz toplumun tuvalet yazıları” başlıklı yazısında “aleksitimi” kavramını kullanıyor.

Aleksitimi: Duygular için söz yokluğu. Bu hastalıklı hâl sebebiyle insanların tuvaletlere yazılar yazdıklarını ifade ediyor. “Tuvalet yazılarının yerini, sosyal medya ağına düşmüş insanların yazdıkları almıştır” dersek abartmış olmayız. Duyguları için söz yokluğuna sahip insanlar; içsel yaşamları boş, hayal ve düşlerden muaf, dünyayı somut terimler dâhilinde gören ve betimleyen, görünüşte çevreleriyle uyum içinde yaşayan, ancak  bunun ‘yalancı normallik’  olduğu belirtilir. Yakından bakıldığında ise, bu kişilerin kendi ruhsal gerçekleriyle pek az ilişki içinde oldukları ve robot gibi mekanik bir tarzda yaşadıkları görülür.

Şunu kabul etmemiz gerekiyor: Büyük bir buhranın içindeyiz. Bu buhranın meydana getirdiği şaşkınlık, eskiden çeşitli yollarla –özellikle hamasi tarih ve amigo siyaset ile– uyuşturularak geçiştirilmeye çalışılıyordu. Fakat bugün şaşkınlık hâlimiz cinnete evriliyor. Müslüman olmak “avuçta kor taşımak gibi olacak” diyen Allah Resulü’nün (s.a.v) bu ikazını bilenler, en meşhur kalpazanlara taş çıkartacak bir şekilde, avuçlarındaki korun kendilerini rahatsız etmemesi için olmadık yollara başvuruyorlar. Bu yolların en kolay ve etkili olanı olan sosyal medya ağları üzerinden, Müslümanım diyenler birbirlerine sövmektedirler. Tuvaletlere yazı yazarak kendilerini ifade edebilecek insanlar, bunu telefonları aracılığıyla yapmaktadırlar. Bilgi, ahlâkla hayata akışını sağlamak, öleceğimizi bilmek, bir hesabın olduğunun aklımıza çakılı olması, bu dünyada yaptığımız ticarette bize sağlayacağı alan nisbetinde mana ifade ediyor.

Sözümüz yok. Kelimelerimizi kaybettik. Hülagu’nun ordusunda bir neferiz sanki. Yunus Emre’yi, Mevlânâ’yı, o her şeyi bilen hocalarımız mana dünyamızdan tard ettiler. Sibyanlar (ama sadece sibyanlar değil tabi) bugün, abdesti bilmeden bu helal bu haram, “bu muslim, bu kafir” diyerek ortalıkta dolanıyorlar. Ellerinde ki telefonların ve içine düştükleri ağların içinde yok olup gidecekler. Böyle bir ortamda incelik beklemek hayaldir. Ya Latif, Ya Vedud sen bizi bağışla.

“Allah’a firar edin” diyor Kitap. Firar edecek adam, meratibi bilmeden, sabırlı olmadan ve yükte hafif  pahada ağır kıymetlerle donanmadan, nasıl firar edecek. Belki de firar edin emrine rağmen, bu dünya zindanında yaşamaktan ve birbirimize zindan hayatı yaşatmaktan memnunuzdur. Bu sene umreye gider hâllederiz işi. Seneye Paris’te aşk.

 

İncelikli duyarlılık: İhsan, özverili kaçış: Ba’su ba’del mevt (Diriliş). “Bu dünya hayatı ve içindekiler size, Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadele etmekten daha sevimliyse Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin…” ihtarı hâlâ aramızda…

Yanımızda, başucumuzda… tevazuun

About Dogus