Kabir Ziyaret Etmenin Âdabı Beyanındadır

 

Mehmet Sukru Oflaz 02

Kabir ziyaretlerinde, bir çok âdâb-ı hasene beyan olunur.

  1. Niyetini düzeltmektir. Yani, ziyaretten murad, ancak Cenab-ı Hakkın rızası olup, başka herhangi bir maksat üzerine olmamalıdır.
  1. Kabir ziyaretine giderken, abdest alınmalı ve iki rekât nafile namaz kılınmalıdır. Her rekâtta Fatiha’dan sonra bir âyet-el kürsi ve üç ihlas-ı şerife okunmalıdır.

Selâmdan sonra bu namazdan hâsıl olan sevap, ziyaret edilecek ölünün ruhuna hediye edilmelidir.

  1. Kabir ziyaretine giderken, yavaş ve ağır yürümelidir.
  1. Mezarlığa varıldığında, bütün kabir ehline selâm vermeli.
  1. Kabrin sağ tarafında ve ölenin yüzüne karşı ayak ucunda durmalı ve kabirde yatanın sağlığında kendisine ne kadar yakın olunabilirse, o kadar yakın oturmalıdır.
  1. Kabri, eliyle takbil ve meshetmekten sakınmalıdır.
  1. Kabrin başında Süre-i Yâsin’i veya bildiği âyeti kerimeleri okumalı, ondan sonra tesbih ve ölü hakkında dua edip hepsinin sevabına hediye ettikten sonra aynı vakar ve yavaşlıkta geri dönmelidir.
  1. Mezarların üzerlerine basmaktan, mümkün olabildiği kadar sakınmalıdır. Zira, mezarlıkların üstleri ölülerin hakkıdır ve mezar üzerine basmak, ölünün karnına basmak gibidir. Eğer, basmadan geçmek mümkün değilse; tesbih, tehlil, dua ve istiğfar ile geçilmesi, fıkıh kitaplarında yazılıdır.’’ (1)

…………………………….

Hayatın  keşmekeşi içinde biraz düşününce yukarıda yazılı adab kuralları, sadece kural olarak değil bir dünya görüşü olarak ufuklar açıyor. Sosyologlar “hızlı kentleşme ve plansız ve şuursuz yapılaşma sebebiyle insanların camilere ve mezarlara gidebilecek imkânları zayıfladı” diyorlar. Bir adım daha gidersek yersiz ve yurtsuz bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz. Hududlarımızı bize hatırlatacak etrafımızda ne şuur, ne şiar, ne de şiir var.

“Kabir ehline selâm vermeli…”

ikazı biraz düşünürsek ömrümüzün sonuna kadar gerçekleştirmeyeceğimiz bir adab. Hoş, dirilere selâm vermeyen bizler, kabir ehline selâm vermeyi önemli görmeyebiliriz. ‘Aman bu çağda böyle şeylerle uğraşmayın…’ nasihatini verenler yekûnü teşkil ediyor maalesef.

Şöyle bir durum var: Müslümanca reflekslerimizi yalnızca siyaset ve ekonomi alanlarına hasrettiğimizden keyfiyet olarak tarifi mümkün olmayan bir fakirliğe mahkûmuz. Arada boşluklar var ve biz farkına varmadan sızmalar oluyor. Yaparken yıkılıyoruz. Kurarken çöküyoruz.

Daha söylenecek çok şey var. Lâkin yukarıdaki adab kuralları hakkında biraz düşünmeliyiz.

Bakalım neremize dokunacak.

Zira bizler birer fâniyiz.

Mîrî Malı – 1

About Dogus