Psikolojik Ağrı ve Kronik Ağrı Bozukluğu

ayse-yazilitas-02

Bu ayki yazımızda, Hollanda’da yaşayan Türklerin çoğunda mevcut olan ve çözümünü klasik tıp’ta arayıp bir türlü bulamayan kronik ağrı rahatsızlığının (somatisatie) sebebini ve çaresini sizinle paylaşmak istiyorum.

Hollanda’nın Oss kentinde bulunan Danışmanlık Merkezimize (Praktijk Therapie Eigenkracht) ev doktorları tarafından sık sık kronik ağrılar nedeni ile sevk edilen Türk kökenli danışanlarımızdan edindiğimiz olumlu tecrübelerden yola çıkarak, faydalanabileceğiniz bilgileri sizlerle paylaşacağım.

Bu ayki konumuz: “Psikolojik ağrı ve kronik ağrı bozukluğu”

Bu yazımızda kısaca “kronik ağrı bozuklukları, ağrının ruhsal değerlendirmesi, psikolojik ağrılar, somatoform bir bozukluk olan ağrı bozukluğu” konularından bahsedeceğiz.

İnsanların en olumsuz tecrübelerinden biri ağrı duymaları ve buna katlanmak zorunda olmalarıdır. Hislerinde yalnız olmaları ve bu ağrıları yalnız çekmek zorunda kalmaları ister istemez psikolojiyi etkilemektedir. Ağrı herkes için farklı bir algıdır ve birçok faktöre bağlıdır. Ayrıca kişinin duyguları ve yaşadığı hayatına da bağlantılıdır.

Bir insan sıkıntı içindeyken, kaygılı iken, pasif ve değişmesi mümkün olmayan durumda iken ağrıyı daha şiddetli hisseder.

Örnek:

“Omuzlarımda sanki tonlarca ağırlık var gibi, uyanınca yorgun uyanıyorum ve bütün gün ağrıyla dolaşıyorum.”

(46 yaşında, Bayan danışan) 23 yıldır sürekli omuzları, kolları ve belinden şiddetli ağrı duymaktadır. Yapılan tıbbi araştırmalar sonucu fiziksel bir hastalık bulunamaz. Sosyal hayatını araştırdığımızda, 12 yıldır şiddet gördüğü eşinden sorunlu bir sürecin ardından ayrılması ve çocuklarını yalnız yetiştirmek zorunda kalması. Bunun yanı sıra, ayrıldığı eşinin ve ailesinin uzun süre hayatında problem olmaları, sosyal çevresinin az olması ve bütün sorumlulukları yalnız başına taşımak zorunda kalması sonucu, ağrıların kronikleşmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Ruhunun tükenmişliğinin fiziğine yansıması ve fiziğinin yorgunluğu/ağırlığının ruhuna yansıması “kronik ağrıyı” besler ve kısır döngüye girer.

Bu süreç yılları kapsadığı için en az iki yıl düzenli olarak psikoterapi danışmanlığı alması gerekmektedir. Eski alışkanlıklarını bırakması, çevre değişikliği yapması, hayatına yeni insanlar eklemesi ve enerji alabileceği bir aktivite ile uğraşması kronik ağrılarına çare olacaktır. Bütün bunları yaparken, uzman birinin gözetimi ve desteği ile yapması iyileşme sürecini kolaylaştıracaktır.

Bir başka örnek:

“Durup dururken öfkeleniyorum, insanlara tahammül edemiyorum, kızıp bağırıyorum, sonra pişman oluyorum. Bunu başım şiddetli ağrıdığında ve yorgun olduğumda yapıyorum.”

(37 yaşında, erkek danışan) yıllardır maddî sıkıntı içinde. Ailesine ve arkadaşlarına bir türlü “hayır” diyemeyen, herkesin razı olması için elinden gelen maddî ve manevî desteği veren, fakat kendi yardıma ihtiyaç duyduğunda beklediği yardımı alamayan. Büyük bir hayal kırıklığı yaşayan bir Bey.

İçindeki boşluğu, çevresindekilere yardım ederek gidermeye çalışan, ruhunun ihtiyacı olan sınırı belirleyip ihtiyacı olan saygıyı hissedemeyen. Bu Beyefendi de kısır bir döngü içindedir.

Son örnekte ise:

“Bacaklarım şişiyor veya bacaklarımda ağrı var” Özellikle de Türkiye’de bir hekime danışmış olan insanlarımız daima “kireçlenme” denilen belirsiz bir kas hastalığından bahsederler. Bu ağrıya psikolojik açıdan baktığımız zaman şöyle tercüme edebiliriz: Yıllardır kayınvalide-kayınbaba hizmetinde kalan, eşinin veya çocuklarının sorumluluğunu ve problemlerini taşımak mecburiyetinde olan, ayakta sapasağlam durmak zorunda kalan bir insanın, bacaklarındaki hissetmiş olduğu ağrı, bir çeşit protestodur. Yani “yeter artık, güçlü olamıyorum, ayakta dimdik duramıyorum” anlamına gelmektedir.  Bu gerçekle yüzleşmek istemeyen bir insan, ağrılarının sebebini fiziksel bir hastalıkta arar ve doktorun bir ilaç veya ameliyat etmesini çözüm olarak görür.

Psikolojik ağrı- depresyon-anksiyete üçlüsü:

Psikolojide ağrı, depresyon, anksiyete üçlüsü en sık rastladığımız şikâyetlerdendir.

Uzun süre ağrı çekip ağrılarla mücadele eden, ağrı nedeniyle günlük yaşamı, sosyal ilişkileri aksayan kişiler zaman içinde tartışmacı, öfkeli, sorumluluktan kaçan, sürekli şikâyet eden biri hâline gelebilmektedir. Dolayısıyla anksiyete ve depresyon gelişebilmektedir. Anksiyete ve depresyon aynı zamanda ağrı algısını da artırmakta, böylelikle kısır bir döngüye girilmektedir.

Ağrının ruhsal değerlendirmesi:

İnsanın daha evvel depresyon geçirmiş olması, yaşamla başa çıkmada güçlükleri olan, sosyal destekleri zayıf kişiler ağrı ile baş etmekte zorlanabilirler.

Bu kişiler ağrıya, keder ya da bunaltı ile yanıt verebilirler. Ağrıyı protesto etmek, yokmuş gibi davranmak veya ağrı kesiciler ile bastırmak, ağrıların şiddetini artıracaktır.

Çaresizlik ve yetersizlik duyguları içindeki insanlar ağrıyı daha şiddetli hissederken, etkin ve az endişeli insanlar daha hafif hissederler.

Ağrıyı bazen aile üyelerinin davranışları da besler.

Bize danışmaya gelen orta yaş üstü danışanlarımızda ağrısı sebebiyle ilgi ve sevgi alan, istediği yapılan ve bir hasta muamelesi gören kişilerde ağrı kısır döngüsüne girmiş durumdadır. Çevresi tarafından acınılan ve kendisi de bu ağrıları vesilesiyle özel muameleye alıştığından iyileşmek istemeyecektir.

Kimler psikolojik ağrı çekerler?

Çocukluklarında, anne babadan uzun süre ayrı kalan, sevgisiz veya ilgisiz büyüyen, fiziksel veya ruhsal şiddete, ya da istismara uğrayanlarda kronik ağrılara yatkınlık daha fazladır. Kronik ağrılı danışanlarımızda uyguladığımız terapi değerlendirmesinde sosyokültürel etkenler de dikkate alınmalıdır.

Bunun yan ısıra eğitim seviyesi, akıl zekası (IQ), duygusal zekası (EQ) önem taşımaktadır. Stres, maddî sıkıntılar, aile- evlilik sorunları göz önünde bulundurulmalıdır.

Ağrının kabul gördüğü, ağrı ile iletişimin kolaylaştığı toplumlarda ağrı algısı ve ağrı yakınmaları artmaktadır.

Kronik ağrıda ruhsal durum, hipokondri ile konversiyon-somatizasyon arasında bir yerdedir. Hipokondriyazis grubunda hasta ağrılarının çok üstüne düşer ve ağrının ruhsal durumla bağlantısını şiddetle inkâr eder. Örnek: “midemde ağrı var, ben kesin kanserim”, gibi. Ya da günlük olarak hasta olduğunu dile getirir.

Belirtileri uzun uzadıya ayrıntılarıyla anlatırken, diğer konulara girmekten uzak dururlar.

Konversif hastalar ise ağrıdan yakınmakla birlikte aşırı ilgilenmiyor havası oluştururlar Örnek: “Düşüp bayılmışım, kafam taşa gelmiş, önemli bir şey yok. Ben yıllardır bayılıyorum zaten.”

Bu grupta ruhsal sorunlar rahatlıkla konuşulabilir ancak iç görü (zelfinzicht) zayıf olduğundan aradaki psikolojik bağlantıyı kolayca göremezler.

(Önümüzdeki sayıda, Konversiyon Bozukluğu, Kronik ağrı-depresyon ilişkisini ele alacağız.)

Ayşe Yazılıtaş

Aile Psikoterapi Danışmanı

 

 

 

About Dogus