“Duydunuz, Nedim Kılınç’ın Zilinin Sesini Değil mi?”

Mehmet Sukru Oflaz 02

İngilizcede “odanın ortasında fili fark etmemek” diye bir sözün olduğunu sayın Müftüoğlu’ndan öğrendim. “Muhafazakârlık” eleştirisinde Müslümanların hemen şimdi gerçekleştirmeleri gereken hesaplaşmayı ıskalayan düşünce ve fikir açmazlarını anlatıyordu bu eleştiride.

Bu yazıda buna benzer bir eleştirimiz olmayacak. Olmayacak zira, kuşatılmışlık içindeyiz, hareket alanımız hem içe hem de dışa doğru tıkalıdır.

Bir yerde söyledim; memlekete seyahatimiz veya siyasi hadiseler hakkında ki gözlemlerimiz buraya döndüğümüzde sene boyu tüketeceğimiz malzemeyi biriktirme çabası olarak anlaşılmaktadır. Nasıl olsa kurtulduk.

Şöyle bir düşüncem var. Millet olarak var olmamız aramızda ahlâkı işler vaziyette tutmakla ve titizlenmekle mümkündür.

Tarihimizin bize verdiği imkânı mümkün kılma çabası insan olarak eylemimizdir.

Millet olarak biz ‘’Türk gibi başla Bulgar gibi bitir’’ diyebilmişiz. Bizlerden sâdır olan işlerin ne tarafından bakarsak bakalım bir açıklaması yok.

Yani bu işleri biz nasıl yaptık. Yani bu kadar haddi aşan işler bizden nasıl sadır oldu. Evet sahip olduğumuz milli karakterimizden haberdar olanlar bu şekilde hayıflanabiliyorlardı. Ama biz bu çağda böyle bir vaziyetten uzağız.

Yaşadığımız hayatın bir sınanma yeri olduğu, insanın salt söz ve düşünce ile insan olmadığı, sınandıkça yol alabildiğimizi, yücelebildiğimizi unuttuk. Göze batan ve gizleme ihtiyacı duymadan bu dünyaya saplanıp kaldık. Bol kadınlı programlarda acıklı olaylar görüp zırlayan kadınların hâli şu anda genel bir haldir. Her şeyden şikâyet ediyoruz ama sınanmayı kabul etmiyoruz.

Cennete gitmek istiyoruz ama külfeti olmasın istiyoruz. Cehennemden korkuyoruz ama olan biten melanetlere göz yumuyoruz.

Müslümanca bir hayat ne anlama geliyor. Bu iş olacaksa ancak böyle olur diye bir kararlığımız yok. Öylede olur böylede olur. Tamamda biz niye İslam’ız? Geleneğimize, örfümüze, töremize sinmiş hasletlerimizi bile kaybettiğimiz bu zamanlarda, biz neyin davasını güdüyoruz? Biliyorum çok karamsar şeyler söylüyorum. Allah’tan ümit kesilmez. İnsanlardan ümit kesilir mi?

Suriyeli bir çocukla yapılan bir konuşmada, ismini hatırlayamadı. İsmini unuttu. Bir çocuk annesinin- babasının verdiği ismi neden unutur. Şimdi biz isimlerimizi söylemekten ar etmeli miyiz? Benim ismim Ahmet, Ali, Hasan vs. demek bize normal geliyorsa, nasıl konuşabilir, nasıl anlaşabilir, nasıl yoldaş olabilir, nasıl yol alabilir, nasıl millet olabiliriz?

Biliyorum çok karışık bir yazı. Aklım karışık ondan olabilir. Karışık akıl her zaman iyidir. İnsana aklı olduğunu hatırlatıyor.

Zeynel Abidin ağabey beni anlayacaktır. Zira yüreği yanıklardandır. Geriye kalanlarla akşam çaylarında ortaya atılan konuları parçalayacağız. Biraz dava adamı rolü oynayacak, bize verilen zamanı dolduracağız. Bize verilen zaman iki dakika…

 

“Duydunuz Nedim Kılınç’ın zilini.”

“Evet” dersen de yandın, “hayır” dersen de yandın.

Sen çok yaşa Erkan Yolaç…

 

About Dogus