Toy’a Düğün Dernek, Kocamış’a Derince Mezar

Mehmet Sukru Oflaz 02

“Sus küçüğün, söz büyüğün” atasözü var bizim kültürümüzde, daha başkaca da atasözleri var. Zira atasını tanımayan, atasına hürmet etmeyen yol alamaz, gün göremez. Menzile varmak isteyen yol almalı, yol almak için yol/iz bilmeli. Yol da atadan öğrenilir. Atalarımız bunca sözü, yola girecek toylara “nasihat olsun/yol olsun” diye tekellüm etmişlerse, toylar nelerine güvenerek atalarının sözünü dinlemezler. Yolsuzun arsız olacağı, arsızın uğursuz olacağı kesin gibidir. Toylar neden arsızlık etmektedirler, bilinmez. “Bilinmez” dediğime bakmayın, bilinir lâkin hesap dünyasındayız. Uğursuzluk yayılmasın diye “ses” edilmemektedir.

Atalarımız bunca hikmetli sözü, masalarının başında, eşlerinin döşünde, bade ile cem olurken tekellüm etmemişlerdir bunu da biliriz. Ağır imtihanlardan, ızdıraplardan yol bularak, biriktirerek, ölçerek biçerek büyük bir hayat tecrübesinin hasılası olarak ortaya koymuşlardır. Atalarımızın sözleri bu sebeple hazinedir. Şahsiyetimizi şekillendiren önemli umdelerdendir.

Toy olan toyluğunu bilirse, eksikliğini bilmekliği sebebiyle kârdadır. Hayat yolunda menzil almanın en baş şartı, haddini bilmektir. Haddini, yani hududunu. “İki yaldızlı kelam bildim” diye, “sürme gözlü ceylana erdim” diye, “pek çok bileği büktüm” diye, hududu aşan bir iş ederse, ne olursa olsun toyluğa mahkûm kalır.

“Haddini/hududunu bilmek” dedik. Peki ne lazım gelir iş bu hâle ermek için?

Evvelen ilim lazım gelir. Hem batını hem zahiri muhkem kılmak için. Allah buyruğu nedir, peygamber ahlâkı nedir bilmek gerekir. Sonra hâlini ol ulu Peygamberin hâline benzetmeli. İzini izine denk getirmeli. Getirmeli ki, yere sağlam basa. Sonra çok mühim bir mesele gelir ki, eline-diline-beline sahip olmalı. Hz. Faruk (r.a) efendimiz ne buyurmuş “Gerçek delikanlı, öfkesini yenendir.” “Öfke” deyip geçmemeli, bi başka adı da şehvettir.

Öfkesini yenen eline-diline-beline sahip çıkabilir. Geldik bir başka menzile ki o da, kindar olmamalı, affetmeyi bilmeli. Sen, “ben O ulu Peygamberin yolundan gideceğim” diyorsan, bilesin ki O, kendisine en çok düşmanlık edeni affetmiştir. Sonrasında sözü az, işi çok etmeli. Masallar dünyasının kahramanları gibi, yüksek perdeden konuşmayı bir kenara bırakmalı. Zira “Kişinin şerefi dilinin ucundadır”. Az olsun ama öz olsun sözün ki, itibar göresin. Bu menziller çoktur. Her menzil bir başka menzile yol verir. Eh, son bir menzille bağlayalım da sen çözesin. Bir alperen, bir gönül kahramanı Fethi Bey; “Size kassab olmak, seyyâd olmak, dellâk ve dellâl olmak yakışmaz.” buyuruyor. Sen bunlardan hiçbiri olma. Allah’ın Settârü’l-Uyûb vasfını rencîde etmemeye gayret göster…

 

Şöyle bir etrafımıza bakarsak, durduğumuz, durduğumuz yerde konuştuğumuz cürümdür. Eline tutuşturulmuş çok gelişmiş teknoloji ile bilesin ki, senin büyümeni engellemek istiyorlar. Elbet yaşının hakkını vereceksin. Ne bir adım ileri ne bir adım geri. Ama “toysun” diye her zaman böyle kalacak değilsin ya. Bak atalarımız bize TÖRE bırakmış. Ulu Peygamber’in (sas) ve yoğurduğu mübarek neslin yolunun gerekleri. Yaşayarak bilinen, bilindikçe yaşanan yoldur TÖRE…

Geçenlerde, bir aksakallı kocamış, bir rüya anlattı. Can kulağıyla dinledim. Dedi ki ; “Rüyamda sayılamayacak kadar çok toy meydanda toplanmış, ellerinde telefon, ceplerinde para, hayallerinde ev, araba, sırtlarından yapışık hatunlar vardı. Biraz onunla biraz bununla uğraşıp, maksadlarına eremeyince ellerinde kürekler mezar kazıp biz kocamışları diri diri gömmektelerdi.” Rüyasını anlattı ve sustu, rüyadır lâkin bir işarettir.  Rüyanın üzerinde düşündüm acaba bu rüya kimi işaret ediyor diye…

Aksakallıya sormanın hesabını yaparken, telefon çaldı. Aksakallı kocamış gaiboldu.

İşareti sen anladın mı?

About Dogus